söz konusu hande yener ise...

bawer çakır

Sayı: 97, Sayfa: 27-29

 

geyik onlar ya da gey ikonlar... işte bütün mesele bu... 

şimdi okuyacağınız satırlar kaos gl’nin düzenlediği "gay ikonlar" anketinin açık ara birincisi hakkında olacak... sosyolojik bir analiz, entelektüel bir yorum ya da akademik bir pop kültürü eleştirisi bekleyenler için üzgünüm ve hatta şimdiden özür dilerim, bu, pop müzik dinleyen, pop kültürünün içinde doğmuş ve yetişmiş genç bir geyin gözüyle hayranı olduğu şarkıcı hakkında sayıklamalarından ibaret, ve bu hali de klavyeye basan elin sahibini yeterince mutlu etmekte...

"gay ikonlar" anketi başladığında birçok öngörü sahibi kişi gibi birincinin açık ara farkla hande yener olacağını tahmin etmiş ve hande hakkında dergide kimin yazı yazacağını tahmin etmeye koyulmuştum, nevi şahsına münhasır editörüm uğur bana "hande hakkında yazar mısın" dediğinde önce şaşırdım, sonra da naim dilmener dururken neden ben diye ağlamaklı bir ses tonuyla sordum, sanırım yüzümdeki ifade halle berry’nin oskar gecesindeki ifadesiyle aynı idi. tuhaf bir şekilde "oh my god!" dedim, tuhaf ama uğur ciddiydi, e ben de ciddileşmeli ve yazı için yoğunlaşmaya başlamalıydım, yoğunlaştım da... günde 153457 kez dinlediğim hande yener albümlerinin dinlenme sayılarını arttırdım, internette kendisiyle ilgili araştırmalar yaptım, sordum, soruşturdum, lâkin alıklık bünyede her dem baki bir balık burcu olarak bunları yaparken yazıyı yetiştirmem gereken tarihi unuttum ve sanki uğur bana hiç böyle bir soru sormamış, ben de ona evet dememişim gibi hayatıma devam ettim, ama dergi için çalışılmaya başlandığı, yazıların toparlandığı haberini aldığımda, hatta hatta diğer ikonlarla ilgili rakip yazarların yazılarını editöre ulaştırdığını öğrendiğimde hırslandım, yemedim, içmedim, uyumadım ve bu yazı ortaya çıkıverdi.

"kapına köleyim desen inanır mıyım, yalvarırken seni görsem

inanır mıyım, yeni aşk hayatında mutluluk dilerim, dönme

sakın geri çok üzerim..."

hande yener’in albüm kapağındaki örgülü kibritçi kız saçı ile klibindeki memure topuzu, göğüs dekoltesi ve sabit ritimli şarkısı "yalanın batsın" ile ekranlarda belirdiğinde takvimler 2000 yılını gösteriyordu, dünyanın kocaman bir kıyamet beklediği ve hazırlıklarını 1999 yılının başlarında bitirdiği milenyuma bizler hande ile girmiştik, ne bilgisayarlar kitlenmiş, ne de beklenen patlamalar olmuştu, hande de beklenildiği gibi "aman aman" bir şarkıcı değildi ve şarkısı da dinlendi, sevildi ve her ortalama şarkı gibi tarihin tozlu sayfalarına yollandı, albümde güzel şarkılar vardı var olmasına ama işte "o" beklenen değildi... tek umut veren şey ise şarkı sözlerindeki o "madi" haliydi... e, bununla da idare edilebilirdi, edildi...

"vurup kapıyı çıkarken aklın neredeydi,

sapladığın hançer kalbime değdi,

sen hala yalancısın, hala unutkan,

sanataptığım yıl geçen seneydi..."

2002 yılında ise estetikli burnu, dağınık saçları, şuh bakışları ve "sevgilisine minnet etmeyen" şarkılarıyla bambaşka bir kadın vardı, evet, bu "o"ydu... hande yener değişmişti, kendi gibi şarkıları da tabii, ve o değişen şarkılar, dahası değişen üslup birdenbire yener’i gey kulüplerin vazgeçilmezleri arasına sokmuştu, elbette benim de...

"şansın bol olsun", "sen yoluna... ben yoluma"(ki "balon" olarak bilinir ve bu nedenle de sevilir), "küs" gibi şarkılarla kendinden geçen geyler bekledikleri yeni ajda’yı mı buluyorlar yoksa? 

şarkılar 1 işaret miydi bilinmez ama o heyecanla, klibi olmasına rağmen "evlilik sandalı" görmezden gelinmişti, minnetsiz olmak evlenmemeyi gerektirirdi ama şimdilik o kadar kusur kadı kızında da olurdu, mevzu bahsi geçen şarkının ardından başlayan "elin diline sakız derim" oksijen tüpü gibiydi, hande *ener artık bir yükselen değerdi... 

’acele etme bu aşk dediğin biraz zaman alıyor,

bilenin ve bana katlananın yanına kar kalıyor.. 

2004 yılının en şaşalı, en gösterişli, en üzerinde ’ emek verilmiş, en düşünülmüş albümü; ismiyle müsemma hande yener kaydı "aşk kadın ruhundan anlamıyor" du kesinlikle herkes hemfikirdi neredeyse, yani bu albüm bir şekilde hayalini kurduğumuz toplumsal barışın sebebi bile olabilirdi, o derece "tartışılmaz", o derece "ortaklaşılmış" dı yani... ve kesinlikle şarkıcının kariyerinin de dönüm noktası, bir milad hatta... hem yener için, hem de popüler müzik dünyası için, elbette ben ve ben gibi sayısız gey için de... 

her şarkısı enfes, her şarkısı dile marş, her şarkısı ayrı 1 dünya.

"bizim oralı" yönetmen mete özgencil ile "artık bambaşka biri" hande’nin enfes kimyası tutmuş ve tadından yenmeyen, üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala her duyulduğunda kıpraşılan, düşünmeden piste koşulan, sözleriyle

"ay bu şarkı beni anlatıyor" dediğim(iz) "acele etme", "kırmızı",

"bu yüzden", "hoş geldiniz"... Ve bu kez romantik aşk şarkılarıyla da kalplerimizde... "acı veriyor", "savaş sonrası" ve muhteşem "biriz gerek"...

hande’nin vites yükselttiği ve sığ suları terk edip dalgalı denize doğru yüzmeye başladığının ilk sinyallerinin de verildiği bir süreç başladı, hande artık entelektüellerin de kendisini dinlemesini istediğini söyledi, ardından barışarock festivalinde şarkı söylemek istediğini belirtti, kim ciddiye aldı demeyin, çünkü barışarock toplantılarına katılan bendeniz bizzat şahit oldum ki defalarca "çağıralım mı, çağırmayalım mı" şeklinde tartışmalar döndü durdu organizasyon toplantılarında... rockçılar hande kadar cesur davranamadılar belki ama 2007 barışarock’ın da dj sahnesinin kurulmasının kesinlikle bu açıklama ile ilgisi vardı. 

ve değişen artık sadece müzik ve imaj değildi, değişen hande’ye dair her şeydi artık, "acele etme" nin klibi başlı başına bir olaydı, bir fetiş kulübünden karelerle dolu "sıra dışı" ve kesinlikle "buralı" olmayan klip ki o videoda her geyin beğeneceği en az 2 erkek kesin vardır- usta ellerin ürünüydü, saçından küpteki dansçılarına kadar "başka bir alemden" sesleniyor gibiydi bize, ve ’gay ikonu’ olma yolundaki en önemli anahtarı kilide sokuyordu bu albümle: değişim artık hande’nin diğer adı oluyordu. 

"yüreğine güneş koy, yüreğine bulut koy,

yüreğine yıldızkoy, yola devam..."

o da farkındaydı ve ta yıllar önce verdiği röportajda niyetini belli etmişti, elini açık oynuyor ve korkmuyordu, taş ve taç arasındaki o ince çizgideydi (böyle bir çizgiyi ben uydurmuş olsam da mesaj anlaşılmıştır umuyorum). o kendin emin hali ile değişiyor, değişiyor, değişiyordu... az estetikli bir ajda’ydı neredeyse... 

2006 yılına "apayrı" simli hande yener albümüyle girdiğimizde artık biliyorduk ki bizi bambaşka sürprizler bekliyordu, videosuyla kulağımıza ve gözümüze temas eden ilk şarkı "kelepçe" gözlerimizin fal taşı gibi açılmasına yetmişti, bir nevi "alice harikalar diyarında" senaryosu ve tamamen cinsiyetsiz dansçı figürleriyle değişimin artık level atladığını ve "gördükleriniz, göreceklerinizin teminatıdır" şiarının bayrağını açtığının işareti gibiydi, klibin roisin murphy’nin "if we’re in love adlı şarkısının klibiyle "ikiz" olması bile yaşadığımız heyecana gölge düşürmedi. 

"apayrı", "unut", "kim bilebilir aşkı" ve elbette ki tüm yazın dile yapışmış şarkısı "aşkın ateşi". İtalya’da çekilen kitsch klibi ve klibindeki esmer güzeli oğlanla kalpler fethedilmişti... hayata dair söyleyecek sözü olan şarkı sözleri, bir basamak daha yükselmiş şarkı söyleme tekniği ve verilen emeğin gün gibi ortada olduğu düzenlemeleri ile apayrı hakkaten de adını hak eder cinsteydi. 

o yazın en hoş anlarından birine yine hande imza atmış ve harbiye açık hava’daki konserine albümün son şarkısı "insanlar çok" ile başlamıştı, arkasındaki dev ekrana ise filistin ve ırak’tan savaş görüntüleri düşüyordu, hande’nin ağzından dökülen cümleler keskin bir ironiye temas ediyordu, kalabalık dünya ama bir o kadar da yalnız... burnumuzun dibinde korkunç şeyler oluyordu ve usulen ya da içten hande bundan rahatsızdı, sıradan bir pop yıldızı iken radikal bir eylemciye dönüşebilir miydi hande? bu sorunun yanıtı "değişebilme yeteneği" olan yener’den beklenmeyecek bir şey değildi... hala güçlü, sevgilisine minnetsizdi.ancaktekfarkı L artık "umut" içeren sözleri vardı dilinde, bir okumayla kadınlara ve geylere "güçlü olun" diyor olabilirdi, o demiyor olsa bile bir çok gey bunu böyle algılamış ve sevdikleri güçlü kadınlar listesine hande yener’i de yazmışlardı.

"biraz yalnızlık, biraz aşksızlık, biraz özgürlük,

biraz korkaklık... beniağlarken görme..." 

apayrı’dan alınmış hız ve gazla birleşen yener cesaretinin 2006 yazına armağanı geldi sonra, kafayı kırdığının, ununu elediğinin ve başka tarlalarda yeşermek istediğinin keskin sinyali: hande maxi. 3 yeni, 3 apayrı menşeli şarkının elektronik mikslerinde oluşan bu single müzik tarihimizin de en çok konuşulan kayıtlarından biri oldu kısa zamanda, gey barlar tetikteydi, herkes hazırlıklıydı; lâkin onların bile beklemediği, tahmin edemediği kadar "sert" bir girişti bu. "biraz özgürlük" önce uzak durulan, sonrasında ise dile yapılan, ruha işleyen sözleri ve düzenlemesi ile karşı konulmaz bir güzellikteydi, ama şarkıyı farklı kılan kesinlikle video klibi oldu, şarkının üstüne copy pastelenen gerçek sesler ve "ilginç" dans figürleri ile şarkı birden "patladı", hande kılığıyla, kıyafetiyle, sesi, sözleri, duruşu, karizmasıyla artık başkadan da başkaydı, evet, bundan önce de değişiyorve gelişiyordu ancak bu hiçbirimizin beklemediği kadar başkaydı, bir nevi; top bir köşeye, bizler diğer köşeye gitmiştik...

 

bu sarsıcı deneyim hande’nin bir sürü ikonluğu yetmezmiş gibi birde moda ikonu olmasını sağladı, absürd renklerin kardeşliği ve şekilsiz şekilleriyle kıyafetlerine bir de karakter katan yener klibinde çekinmeden kıçını kaşıyarak, "çirkinliğini sergilemekten korkmayarak, makyajı, saçı, hali, tavrıyla ağızların birkaç cm açılmasına sebebiyet vermişti. 

birkaç paragraf önce sormuştuk: daha da radikalleşebilir mi diye, sanırım sorumuzun yanıtını yavaş yavaş almaya başlamıştık. 

"kendine bir beden seç, sonra iyi de bir ruh" derken transeksüel dünyaya selam ediyor olabilir miydi? klibindeki dansçıların üstlerine geçirdikleri pembe poşetleri yırtmaları eşcinsellere "açılın" mesajı mıydı? bu şarkı geyler için bir özgürlük marşı mıydı? bu soruların yanıtını bilmiyoruz; yanıt bekleyen de yok sanırım, nerdeyse geylerin tümü bunlara inanıyor ve doğru olup olmaması hiçbirimizin umrunda değil, tartışmıyoruz bile, hepimiz netiz: bu şarkı çok "kuir". 

"ben romiyo, gerçek aşkın savaşçısı, yalnızlık bitti, sil göz yaşlarını..." 

cool bir ses ile başlıyordu şarkı: "harcadım, hırpaladım çok, çok zarar verdim, beni affet..." sezen aksu, ışıldayan yener’in ışığına ışık katmak için şarkısı’ olduğuna inanmamız için okumak zorunda kaldığımız enfes düzenlemesiyle " tabiri caizse yüzümüze çarptı, biraz madonna "vouge", biraz kylie’nin "can’t get you out of my head" inden arak dans figürlerine ek hande yener soslu, bol aynalı videosu ile yıldırım etkisi yaratan ve hepimizin hep bir ağızdan ve neredeyse her yerde terennüm ettiğimiz bir repliğe dönüşen "yan, yan, yanmam lazım, daha yol almam lazım..." şeklinde ilerleyen nakaratı bir gey marşına dönen ve aranılan kan bulundu hissi yaratan şarkının tahtta kalışı uzun sürmedi, çünkü, hande blöfünü yedirmiş ve dahası şamda kaysı diyenlere her şeyiyle artık bir "kült" olan ve haftalardır gey barların en çok çaldığı, dj kabininin önünde sıra olmamıza sebep "romeo"yu kulaklarımıza sunmuştu... (kaç dj’in kafasını şişirdiğimi, çalsın diye dilek tutup, çalacağı anda pistte olayım diye tuvalete gitmediğimi, beni kesen yakışıklıyla bile ilgilenmediğimi söylersem sanırım size de yeterince fikir vermiş olurum) 

daha şarkı başlar başlamaz sizi neyin beklediğini anlıyor ve ekşına başlıyordunuz, iradenizi sınamaya ne gerek, bal gibi oynamak istiyordunuz, omuzlar, eller, ayaklar... komple beden... ama en çok da klibindeki yürüyüş ve enstrüman çalış... inanın bana, herhangi bir gey bara gidin ve şarkı çalarken etrafınıza bakın, kaç gey küpteki hande gibi figürler yapıyor, o zaman meramımı daha iyi anlayacaksınız... 

"geyler beni seviyor çünkü çok hassaslar..." 

vesselam hande "nasıl delirdim?" adlı albümüyle ’hedefini tam 12’den vurdu, hem de müzik piyasasının K kan ağladığı bir dönemde 2 hit çıkartıp, yenilerini de yola koydu, satmayan albüm tarlası unkapanını güldürdü aynı zamanda, ve belki de bu yazının yazılmasına sebep olan o cümleyi kurdu bu albümün ertesinde, akşam gazetesi yazarı yiğit karaahmet’le yaptığı röportajda "geyler beni seviyor çünkü çok hassaslar, çok duygusallar ve çok iyiler, ben onların çok iyi birer müzik dinleyicisi olduklarını düşünüyorum, onlar ağır eleştirseler de haklı eleştirirler, beğenileri de çok doğru yöndedir, çünkü doğru dinliyorlar, iyi müzikten anlıyorlar, bir müzisyen gibi hissediyorlar, bunu inkar etmek yanlış olur." 

bu cümlelerin ertesinde gey camiasında hissedilir bir hareketlilik yaşandı, homoloji.com başta olmak üzere gey siteleri ve forumlarında herkes yener’in bu açıklamasından bahsediyor, neredeyse herkes alkışlıyor ya da destek veriyor, birkaç çatlak ses dışında herkes hande yener’in artık tam anlamıyla bir" gay ikonu" olduğunu söylüyor, yazıyor ve hissediyordu. 

son 2 yılın trendsetteri, moda ikonu yener’in bu açıklaması elbette ki magazin basınında da geniş yer buldu, ve ardından takipçileri de geldi, misal ebru destan yeni şarkısı "boyfirend"i "çok sevdiği geylere" armağan etti, kimse inandı mı bilinmez ama destan’ın da adından hande kadar olmasa da bahsedildi.

sözün özür, frigoferio adlı homoloji.com yazarının da yazdığı gibi; "sıfırdan bir pop star yaratan ve memlekette "say bakalım 5 popçu" dendiğinde akla gelecek ilk isimlerden biri olan kadın pop şarkıcısı, yalanın batsın’dan biraz özgürlük’e her daim yükselen birgrafik ve fantazi-pop’dan kulüplere terfi, mete özgendi ile kendini bulan ve artık kimlik sahibi bir isim, sertab erener’in oturamadığı ajda tahtına en yakın aday."ve bir proje olduğunu söyleseler de, içi boş, sadece imaj deseler de, "çakma madonna" şeklinde çamurlasalar da, o magazin gülü olmaya, polemikler başlatmaya, esra ceyhan senin, pazar keyfi benim katılmaktan kaçınmasa da, ben de dahil olmak üzere bir çok gey hande yener’e bayılıyor, şarkılarını seviyor, kıyafetlerini beğeniyor... kısacası hande ile ilgili her şeyden hoşlanıyoruz. 

çünkü o; zamanının ve imkanlarının farkında olan, gideceği yolu ve varacağı noktayı en başından bilen ve bu özelliğiyle de tacını devralacağı ajda pekkan’dan gittiği yol açısından farklı ve şanslı bir ikon, magazin dünyasında ayakta durmayı öğrenmiş, "sevgiliye minnet etmeyen şarkılarıyla bizi bizden almış, değişmiş, değiştirmiş, kendisinin yanı sıra sanatını da geliştirmiş, doğru yerde, doğru zamanda ve doğru insanlara denk gelmiş yener giderek daha da keskinleşen tarzı ve bukalemunluğuyla bu anketin de tartışmasız ve açık ara galibi.  

şimdi bizler bu gazla seneye eşcinsel onur haftası’nda kendisini görmek istiyoruz, ya sahnede ya da elinde gökkuşağı bayrağıyla kortejde...

gülmeyin, söz konusu hande yener ise şaşırma ihtimaliniz çok yüksek...