Tribünlerde Hegemonik Erkekliği Aramak

Itır Erhart

Sayı: 153, Sayfa: 62-64

Erkeklik çalışmalarında erkeklik birkaç farklı tanım ile açıklanmaktadır. Örneğin pozitivist yaklaşım erkekliği erkeklerin sahip oldukları özellikler ve günlük hayatlarında gösterdikleri davranışlar üzerinden tanımlar. Normatif yaklaşımlar erkeklik kavramının tanımında sosyal normlara ve kurallara odaklanırken semiyotik yaklaşım ise erkekliği kadınsı olmayan özelliklerin tümü olarak tanımlar (Connell, 2000). Erkeklik ayrıca kadın ve erkekler arasındaki toplumsal cinsiyet ilişkileri ağı olarak, yani ilişkisel unsurlar ile de tanımlanmaktadır. Bu ilişkilerin kişilik özelliklerini, benlik-beden ilişkisini, erkeklik ideolojisini ve buna ilişkin tutumları etkilediği vurgulanmaktadır (Connell, 2000).

Connell’in erkeklik tanımı tek bir erkeklik kategorisi olarak değil, erkeklerin kurdukları iktidar ilişkileri üzerinden gelişen bir yapılanma üzerinden kurulmuştur (Connell, 1987; 2000; 2005). Bu bağlamda, Connell farklı tür erkeklikler olduğunu söylemiş ve erkeklerin kendi aralarındaki ilişkileri incelemiş, hegemonik erkeklik kavramını geliştirmiştir. Hegemonik erkekliği, ataerkil yapıyı meşrulaştıran, erkeklerin üstünlüğünü ve kadınların itaatini devam ettiren farklı güç pozisyonlarına sahip farklı erkek olma biçimi olarak tanımlar Connell (Connell, 2005; Cornwall & Lindisfarne, 1994). Batı literatüründe hegemonik erkeklik saldırganlık, fiziksel güç ve dayanıklılık, rekabet, rasyonellik, kontrol, pragmatik düşünce, kendini ifade etmeme ve heteroseksüellik gibi kavramlarla tanımlana gelmiştir (Connell, 2005; Frosh, 2002; Kimmel, 1994; Kimmel ve Messner, 2007)

Kandiyoti’nin (1987: 327) vurguladığı gibi, hegemonik erkeklik süresiz olarak kazanılamaz. Her an tehdit altındadır. Onu yeniden yeniden inşa etmenin yolu ise kadınlar ve eşcinsel erkekler üzerinde baskı kurmak, onları ötekileştirmek ve aşağılamaktan geçer. Ancak bu da tek başına yeterli değildir. Hegemonik erkeklik, bir yandan da kendisini sürekli kadınlığın, kadınsılığın ve eşcinsel erkekliğin zıttı olarak tanımlayarak ortaya koymak (Hoonaard 2007: 277) ve heteronormatif davranışlar sergilemek zorundadır.

Stadyumların "Doğal" Sahipleri

Hegemonik erkekliğin inşasını ve yeniden üretimini en iyi gözlemleyebileceğimiz mekânlardan biri futbol stadyumlarıdır. Bu mekânlarda saldırganlık, sertlik, fiziksel güç ve rekabet yüceltilir. Hatta bu özellikler, kimi zaman, bir erkek sporu olarak sunulan futbolun doğasıyla ilişkilendirilir. Futbol serttir, fiziksel güç gerektirir; yani erkek oyunudur:

Futbolun "erkek oyunu" olarak takdis edildiği, malûm. Oğlanlar bunu daha ufacıkken, okulda, mahallede top oynarken işitmeye başlarlar. -Oyun kuralları itibarıyla nizamî ya da gayrınizamî- darbelere maruz kaldıklarında, yere yıkıldıklarında, suratlarına, böğürlerine, pipilerine okkalı bir top yediklerinde, özellikle kendilerinden büyük çocuklar, Danyal Topatanvârî naralanırlar: "Erkek oyunu oğlum bu!" (Bora, 2007:16)

Kadınların ve hegemonik erkekliğin dışında kalanların bu söylemlerle futbolun dışında bırakılmasının, marjinalize edilmesinin sonucunda da hegemonik erkeklik kendisini futbolun ve tribünlerin doğal sahibi olarak konumlandırmıştır. Bunu hegemonik kimliklerin yaratılmasına ve yeniden üretilmesine katkı yapan "stadyumun seslerinde" --küfürlerde, tezahüratlarda-- de gözlemleyebiliriz.  Oyuncuların, yöneticilerin, rakiplerin ve hakemlerin erkeklikleri eşlerine, sevgililerine, annelerine edilen (Erhart, 2013) edilen küfürler üzerinden sorgulanır. Tezahüratların önemli bir kısmında "karşı taraf" eşcinsellik ve anal seks çağrışımları ile küçük düşürülmeye çalışılır. Diğer sesler ise, tribünlere ait olmadıkları gerekçesiyle, ötekileştirilir. Bunun örneklerini yalnızca kadın ve çocuk taraftarların izlediği futbol maçların "sesleri" üzerine yazılanlarda, konuşulanlarda görmemiz mümkün. Kadınların seslerini tarif ederken en çok kullanılan kelimeler "tiz" ve "çığlık"tı. Duyulan sesleri Justin Bieber konserinde ışıkların kapanması ile birlikte duyulan çığlıklara benzeten de oldu, altın günü muhabbetlerine de. Twitter kullanıcısı bir taraftar ise takipçilerine hangisini tercih edeceklerini sordu: “Vuvuzela mı bir stadyum dolusu kadın mı?” Bir başkası ise sessizliğin bile bu seslerden daha iyi olacağı vurgusunu yapıp TFF’yi kararını yeniden düşünmeye çağırdı: "O neydi öyle ya cıyak cıyak. TFF, boş tribünlere oynansa daha iyidir bundan." Kadın taraftarlara yönelik “bayanlara özel ıslık çalma kursları” açılması önerisini getiren de oldu. Kadınların narin, parfüm kokulu bedenleri de sesleri de bu mekânlara ait değildi çünkü.

Kadınlar Hegemonik Erkekliği Üretebilir Mi?

Dunkerly (2007:14), tribün gibi, erkek mekânlara kadınların girmeye başlamasından doğan tedirginliği kadınların, doğaları gereği zayıf ve mantıksız oldukları inancına yorar. Bunun sonucu olarak da kadın geleneksel cinsiyet rollerinden kurtulmak için güçlü, sert ve rasyonel olduğunu ispatlamak zorunda bırakılmıştır. Erkeklerle eşit olduklarını göstermenin yolu hegemonik erkeklik standartlara uymak olduğu için kadınlıkla özdeşleştirilen özellikleri ve davranışları reddetmişler; (Price ve Shildrick, 1999) erkek söylemi ve davranış biçimlerini benimseyerek onlarla eşit olduklarını ispatlamaya çalışmışlardır.

Kadınlığın reddi günümüzde de stadyumlar gibi erkek mekânlara kabul edilmek isteyen kadınların başvurduğu yöntemlerden biridir (Miller, 2003). Bazı kadın taraftarlar ataerkil sistemin kodlarını kabul ederek hatta içselleştirerek misantrofik ve homofobik tezahüratlara da katılırlar (Bora, 2007). Hegemonik erkekliği içselleştirerek, hegemonik erkeklerin gözünde, stadyumun gerçek sahipleri arasında yer alırlar. Bu kadın taraftar futbol çevrelerinde ve sosyal medyada ofsayttan anlayan kadın stereotipi olarak çıkar karşımıza.

Tribünde takımını homofobik tezahüratlarla desteklemediği zamanlarda ise kokoreç yer, işkembe çorbası içer. Hatta üst düzey yönetici olmak yolundadır (EkşiSözlük). Aktüel dergisi yazarı Neslihan Perker bu stereotipe çok uyan çArşı’nın Amazonları şöyle tarif etmektedir:

Delikanlı havaları vardır. Maç günlerinde erkeklerle aynı yerlerde bulunmaktan keyif alırlar, ’çarşı’da zaman geçirirler. Genellikle de spor görünmeyi tercih ederler. Fazla makyaj yapmazlar, hatta çoğunu makyajsız görebilirsiniz. Erkek taraftarlarda var olan tribün kültürüne sahiptirler ve erkekler kadar yaratıcıdırlar. (Sabah, 23 Eylül 2012)

Bu tanımda da halen taraftarlık standardını hegemonik erkekliğin belirlediğini çok net bir biçimde görebiliriz: erkek taraftarlarda var olan, erkekler kadar, erkeklerle aynı yerlerde. Kadın ancak bu standartlara uyarsa tribünlerin gerçek sahiplerinin arasında yer alabilir, yoksa mutlak öteki olmaktan başka seçeneği yok.

Türkiye’de tribünlerin sahibi hâlâ hegemonik erkeklik standardına uyan delikanlı kadın ve erkek taraftarlar. Tuttukları takımın "adam gibi" oynamasını bekliyorlar, maç sırasında kızdıkları herkesin erkekliğini sorguluyorlar; onları aşağıladıkça kendileri kutsal hegemonik erkeklik mertebesine yükseliyor... Ne de olsa futbol hâlâ "erkek oyunu".

Kaynakça

Bora, T. (2007). Erkeklik ve Futbol: Beşlik Yeme Kaygısı. Kaos GL, 32, 16–17.

Connell, R. W. (2005). Masculinities. Cambridge: Polity Press.

Connell, R. W. (2000). The Men and the Boys. Cambridge, Polity Press

Connell, R. W.  (1987). Gender and Power: Society, the Person, and Sexual Politics. Stanford, Palo Alto: Stanford University Press.

Cornwall, A. & Lindisfarne, N. (1994).  Dislocating Masculinity: Comparative    Ethnographies. London: Routledge. 1

Dunkerly, R.M. (2007). Women of the Revolution: Bravery and Sacrifice on          the Southern Battlefields. Charleston: The History Press.

Erhart, I. (2013). Ladies of Besiktas: A dismantling of male hegemony at Inönü Stadium. International Review for the Sociology of Sport, 48, 83-98.

Frosh, S. (2002). “Father’s Ambivalence (too).” After Words: The Personal in    Gender, Culture and Psychotherapy, (ed.) Stephen Frosh içinde, 21–  34. London, UK: Palgrave.

Kandiyoti, D. (1987). Emancipated but unliberated? Reflections on the Turkish case. Feminist Studies, 43(2), 317-339.

Kimmel, M. S. & Messner, M. A. (2007). “Introduction.” Men’s Lives, (ed.)           Michael S. Kimmel, Michael A. Messner içinde, 15–23. Boston, MA:           Pearson Allyn and Bacon.

Kimmel, M. S. (1994). "Masculinity as Homophobia: Fear, Shame, and    Silence in the Construction of Gender Identity." Theorizing   Masculinities, (ed.) Harry Brod & Michael Kaufman içinde, 119-42,           Thousand Oaks, CA: SAGE Publications.

Miller, S. (2003). Diversity in blue: Lesbian and gay police officers in a    masculine occupation. Men and Masculinities, 5(4), 355–38.

Price, J & Shildrick, M (1999), "Openings on the body", Feminist Theory and       the Body: A Reader, (ed.) J. Price & M. Shildrick içinde, 190-202,       Routledge: New York.

Van den Hoonard D.K. (2007). Aging and masculinity: A topic whose time has     come. Journal of Aging Studies 21(4): 277–280.