Kıymetlidir Erkeklerin Topu!

Emel Uzun

Sayı: 153, Sayfa: 65,66

Futbol seviyorum, Gençlerbirliği’ni biliyorum ve haliyle onu seviyorum. Kadın taraftarları olan, tribün gruplarında yer alınabilinen, küfürsüz kefaretsiz maç izleyebildiğiniz nadir yerlerden biri Gençlerbirliği tribünü esasen. İçindeyim oradan biliyorum. Buna rağmen, tribünde bir kadın olarak varolabilmenin koşullarını sadece ortamdaki erkeklerle kurulan ilişki belirlemiyor. Daha fazlası var. Önce kendi içinizde, hayatınızda bir yerlere oturtmanız gerekiyor bu aykırı pozisyonu. Hem kendinizi hem de etraftaki eşi-dostu ikna edebilmek gerekiyor futbol sevginizle ilgili samimiyetinize dair. Bir kere kanıtlamak da yetmez. Sürekli teste tabii tutulmanızı gerektiren bir pozisyon.

Evet futbolla tabii ki her ölümlü gibi beni de babam ve etrafımdaki bilumum erkek arkadaş tanıştırdı. Ama gerisi bana kalmıştı, ben de sevdim. Heyecanla, çok severek ve özleyerek gitmek o maçlara ve tüm ruhunla orada olmak bana armağan edilmiş bir keyif. Aracı olan arkadaşlara saygılar, selamlar!

Bu hem bir özeleştiri hem de erkeklik eleştirisi yazısıdır. Küçük bir futbol dünyam olması hasebiyle benim meramımda ancak gözlemleyebildiğim küçük bir tribün grubuna dayanır. O kadarını biliyorum kusura kalmayınız lütfen. Ama kadınlığın tribünde nasıl bir şey olduğunu gördüğüm yerden bakarak anlatabilirim ancak. Konuya girmeden ben özeleştirimi vereyim önce; “Ben futbol seven kadınları aşağıladım”. Suyun öte yakasında, yani erkekler dünyasında varolmanın en komik ve kolay yolunu tercih etmiş, benliksiz kadınlar gibi gördüm hep maç günü atkı, bere gezen kadınları ta şu kadardan beri. Pişmanım, özür dilerim. Kul kınadığını yaşamadan ölmüyor diyorlar, ne kadar da haklılar. İtiraf ediyorum, futbol seviyorum, utanmıyorum. Etraftaki kadın ve erkekler, kafanızdan neler geçtiğini biliyorum. Çünkü ben de o gevezelikleri çok ettim öncesinde. Üniversitede, maç günleri okula formayla gelen sevgili kadın arkadaşım, seni aşağılayıp hor gördüğüm için özür dilerim.

Futbol kadınların üzerinde illa özenti mi duruyor? “Nereden çıktı şimdi canım bu futbol şimdi. Özenti misin arkadaşım?” sorusuyla karşılaştığımdan beri bu soruyla cebelleşiyorum ben. Özenti miyim? Futbol seven bir baba hep vardı etrafımda. Ama futbol anlamsızca gergin geçen, skorun aile saadetimizi belirlediği, bir baba coşkusu, baba öfkesi ve hayal kırıklığı demekti o zaman. Ancak o derby travmalarını atlatınca, arkadaşlarla, kardeşle keyifle yapılan güzel bir haftasonu etkinliği oldu. İyi, güzel, kadınlar ve çocuklar var tribünde, arkadaşlarım, orada tanıdığın insanlar. Hatırlarım, bir ara bilardo da sevmiştim ben. Ama o kadar izmarit kokulu, ağır erkek ortamlarıydı ki küçük kasabalardaki bilardo salonları, ancak formasının eteğini olabildiğince kıvırıp, dudaklarına parlatıcı süren ’kötü kızlar’ oğlanlarla gizli gizli buluşmak için giderdi. Ben de kötü kız olmamak için, hızla uzaklaşmıştım ortamdan. Aferim bana! Demem o ki, erkek ortamlarında kadınlığını abartmadan ya da gizlemeden varolmak zor o yaşlarda. Çok ince bir çizgi.

Önce kadınlar aşağılar futbol seven kadını. ’Erkek gibi davranmaya çalışan kızlar’ nasıl harcanırsa, lise koridorlarında, futbol seven kadında aynı iştahla aşağılanır. Erkek sevgililerimiz bağrına basar! Biraz hayranlık, ama alttan alta ince bir aşağılama esasında. “Benim manita çok kafa oğlum”, diyebilmenin keyfi değişilmez hiçbir şeyle o zamanlar. İleride evlenecekleri kadın profilini kafalarında çizmeye başladıkları döneme denk gelir herhalde aşağı yukarı. Hani şu, her şeyi birlikte yapabilecekleri, evde saatlerce birlikte pes bile atabilecekleri kafa kadınlarla yapılacak ideal evlilikler işte. Ama o kadar masum değil! Daha hayatına yeni giren keyfi keşfetmeye başlayan kadın önce kadın arkadaşları, sonra etrafındaki erkek güruhu ve hatta sevgilisi tarafından kafasına topla vurulmak suretiyle aşağılanır. Ne kişiliksizliği, yalaka olmadığı kalır ne de hala eski sevgili görmek ya da yeni sevgiliyi daha eski sevgiliye göstermek için maça getirmediği kalır arkasından konuşulmadık. Bu da yetmez, gelmezse artık kadın maçlara misal, herhangi bir sebeple, daha öncesinde geliş nedeni zaten bellidir.
Zaten kişiliksiz özenti ve zayıf yaratıklar olduğu için, ilişki bittikten sonra niye gelsin ki artık maça diye sayıklanır. Onun olayı belliydiye bağlanır hikâye. Sonuçta bahçe onların, top onların. Sen gelip oyuna girersin, alırlar. İstemezlerse de yok olman gerekir. Sen ondan sonra ne zaman yeşile bassan ne zaman top alsan eline, niyetin bellidir. “Olayı ne bu kızın yaaa…?” Erkeklere ait bir şeyi ancak onlarla birlikte sevebilirsin. Ondan sonra sevmeye devam edersen, sana bunları kimin öğrettiğini unutmaman gerekir. Çünkü her bakış sana bunu hatırlatır. Geçmiş olsun! Ya direnip her bakışı, süzüşü göze alıp keyfine bakarsın ya da evine bir Dijitürk alıp kendin izlersin sessiz sessiz maçını evde dizini kırıp.

Demem o ki top önemli; kardeşim ve arkadaşları top oynarken sokakta, komşu teyze kardeşimin topuna el koymuştu daha fazla oynayıp gürültü yapmasınlar diye. Babamın öfkesini hatırlıyorum; “Bugün oğlumun topunu alan, yarın oğlumu alır!” demişti balkondan balkona bağrışırken. Ne gülmüştüm yıllarca. Şimdi bir yere oturuyor hayatımda o laflar. Bugün bir adamın topunu alan yarın olur da haddini bilmez, bahçeden hak bile talep edebilir. Sever mesela, orada oynamak isteyebilir o da başka arkadaşlarıyla. Cevap hep hazır; “Gitsin başka bir yerde başka bir şey oynasın”.

Ben özrümü diledim. İçim rahat. Futbol seven entelektüel, okumuş yazmış erkek arkadaşlarım da bir düşünsün, hesaplaşsın isterim erkeklikleriyle. Çünkü bu hepimizin erkekliğiyle ilgili bir şey. Hem kadının öğrenilmiş erkekliğiyle hem de erkeğinkiyle.