Ölümden Kaçma Mücadelesi

Av. Dilek Kumcu

Sayı: 154, Sayfa: 52-54

Kamuoyu R.Ç. olarak okudu gazetelerde. Ağırlıklı olarak internet gazeteleri yer verdi Roşin’e. Televizyonlarda yer bulamadı. Roşin biyolojik babası ve amcası tarafından 14 el ateş edilerek öldürüldüğünde henüz 17 yaşının içindeydi. Çocuk ölümlerinde  nefret saikiyle işlenen cinayetler henüz resmi “veri” olarak kaydedilmiyor. Bu elbette nefret cinayetlerine dair genel olarak yoksayan, görmezden gelen pasif ayrımcı tutumun çocuklara yansıması. 

Roşin’in yaşadıklarını tam olarak bilmiyoruz. Maruz bırakıldığı sistematik eziyete, aile içinde yaşadığı duygusal, fiziksel ve sair şiddet yaşanmışlıklarına tanıklığımız ölümünden sonra başladı. Unutmamızın tek sebebi ise çocukların cinsiyet kimlikleri ve/veya cinsel yönelimlerinin değil hayatlarına son vermesi, hayatlarını değiştirmemesi ve sahip oldukları potansiyelin açığa çıkmasında bir engel teşkil etmemesi. 

Uğradığı sistematik şiddet ve dışlanma neticesinde evden kaçmaya çalışıyor Roşin. Ölümden kaçmaya çalıştı ama kaçamadı. Yol kenarında bulunduğunda bedeninde hem fiziksel şiddetin hem de ateşlenen 14 kurşunun izleri vardı.

 

Roşin bir çocuktu.

Roşin eşcinsel bir çocuktu.

Roşin sadece eşcinsel bir çocuk olduğu için öldürüldü.

 

Herhangi bir koruyucu, destekleyici, güçlendirici mekanizmaya erişemeyen Roşin’in ölümüne dair yapılan yargılama sürecinin de çocuklara yönelik nefret suçları bakımından görünür kılınması gereken bir süreç olduğunu düşünüyorum. 

 

Çocuklar en çok dışsal yaralanma ve zehirlenme sonucunda hayatını kaybetti

 Ölüm nedenleri istatistiklerine göre, "Dışsal yaralanma nedenleri ve zehirlenmeler" sonucunda 1-17 yaş grubunda 2014 yılında hayatını kaybeden çocukların sayısı 2 bin 367 iken, 2015 yılında bu sayı bin 909 kişiye düştü. Aynı yaş grubunda 2014 yılında "Sinir sistemi ve duyu organları hastalıkları" nedeniyle hayatını kaybeden çocukların sayısı bin 14 iken, 2015 yılında bu sayı 979 oldu. (İstatistiklerle Çocuk, 2015   http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=21521)

 

Kazalarda ölen her iki çocuktan biri 10 yaşın altındaydı 

Trafik karayolu kaza istatistiklerine göre, 2014 yılında meydana gelen trafik kazalarında 391 çocuk yaşamını yitirirken, 51 bin 850 çocuk yaralandı. Kazalarda ölen çocukların %46,3’ünü 0-9 yaş grubu, %24,8’ini 10-14 yaş grubu ve %28,9’unu 15-17 yaş grubundaki çocuklar oluşturdu. (İstatistiklerle Çocuk, 2015   http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=21521)

 

2 Temmuz 2012 tarihinde Emniyet Şube Müdürlüğüne Roşin’in ölümünde kullanılan araç ve silahın nerde olduğunu da belirten bir cinayet ihbarı yapılmıştır. Bu ihbarla soruşturma süreci başlamıştır. Cumhuriyet Savcılığı, ihbar üzerine, Roşin’in ailesinin evinde arama yapmış, bir takım eşyaya elkoymuş, Roşin’in amcaları ve babası gözaltına alınmıştır. Yargılamanın yapıldığı dosyadan Roşin’in katledilmesinden bir gün önce, babasının Roşin’in kayıp olduğuna dair bildirimde bulunduğu görülmektedir. Baba bu bildirime de atıf yaparak verdiği ifadesinde, yaparken Roşin’in ara sıra evden kaçtığını, yine kayıp olması nedeni ile şikâyette bulunduğunu, bir gün önce Fakülte civarında görüldüğünü ve kardeşini gören Roşin’in kaçtığını, gidebileceği her yere baktıklarını ama bulamadıklarını, cinayeti işlemediğini belirtmiştir. Amcalar da ifadelerinde Roşin’i kesinlikle öldürmediklerini söylemişlerdir. Baba ve amcalar dışında altı kişinin daha ifadesi alınmış ancak sadece Roşin’in babası ve iki amcası hakkında Sulh Ceza Mahkemesince, isnat edilen suçu işlediklerine dair kuvvetli delillerden dolayı tutuklama kararı verilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, tasarlayarak yakın akrabayı öldürme, ruhsatsız silah kullanımı suçlarından iddianameyi hazırlamış ve her üç şüpheli için de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenmiştir. İddianame, Ağır Ceza Mahkemesi’nce 19.10.2012 tarihinde kabul edilmiştir. Tutuklu yapılan yargılamada iki gizli tanık dinlenmiş, müdahillik talebinde bulunan bir derneğin talebini kabul etmiş ve daha sonra yapılan müdahillik taleplerini cinsel yönelim anlamında sadece bir derneğin katılımının yeterli olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. 18 Ocak 2013 tarihinde yapılan 11. celsede sanıklardan baba Roşin’in öldürülmesini üstlenmiş, diğer sanıkların olayla ilgilerinin olmadığını, cinayeti tek başına işlediğini ifade etmiştir. 10 Şubat 2014 tarihli duruşmada Roşin’in babasına ağırlaştırılmış müebbet, iki amcasına müebbet hapis cezası verilmiş ve sanıklara indirim yapılmasına yer olmadığına dair karar verilerek ayrıca sanıklardan babasına ‘ruhsatsız silah taşımak’ suçundan da 2 yıl hapis cezası verilmiştir. Mahkeme’nin gerekçeli kararında uluslararası hukuka atıf yapılması önemlidir. Bu atıflarda özellikle Türkiye bakımından bağlayıcı nitelikte olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Birleşmiş Milletlerin “insanların cinsel eğilimleri ve cinsiyet yönelimleri nedeniyle maruz kaldıkları şiddet eylemleri ve ayrımcılıktan” endişe duyduğuna yönelik atıflar taraf devletlerin gerekli tedbirlerini almalarına dair sorumluluğa da işaret etmesi bakımından önemlidir. Kararın sanıklar müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edildiği ise kamuoyuna yansıyan son bilgidir. 

 

Çocuğa yönelik ayrımcılık ve yaşam hakkı 

Uluslararası insan hakları hukukunda ayrımcılık yasağı ve eşitlik ilkesi iki ana sütunu oluşturmaktadır. Ulusal mevzuatımızda da bu iki sütun yer almaktadır. Ayrımcılık tek başına insan haklarının ihlali anlamına gelmekle birlikte, insanın sahip olduğu diğer hakları da etkilemektedir. İngilizce discrimination sözcüğünün karşılığı olarak kelime anlamı olarak bir kişi ya da gruba, diğer kişi ve gruplardan farklı ve eşitliğe aykırı muamele olarak tanımlanabilir. Bir başka deyişle, bir kişi ya da grubu, belirleyen bir veya daha çok özelliğinden kaynaklı; doğrudan, dolaylı, açıkça ya da örtülü şekilde, eşitliğe aykırı ya da eşitliği sağlamaktan kaçınan bir şekilde, bazı haklarını kullanmasını geciktirici, engelleyici ya da ortadan kaldırıcı muamele durumlarının tamamı ayrımcılık anlamına gelmektedir. 

Çocuğa karşı ayrımcılık kavramı, ayrımcılık kavramından farklı öncülleri olan bir kavram değildir. Ancak çocuğa karşı ayrımcılığın genel ayırımcılık kavramından ayrı ele alınmasının gerekliliğini; toplumda yerleşik olan çocuk algısının ayırımcı sonuçları, çocukların ayırımcılığa karşı savunmasızlığı ve yüksek kırılganlıkları, çocuklara karşı ayırımcılığın zincirleme sonuçları, çocuklara karşı ayırımcılık alanlarının çeşitliliği ve derinliği olmak üzere dört ana başlıkta gruplandırabilmek mümkündür.  Çocuklara yönelik ayrımcılık, cinsiyet kimliği veya cinsel yönelimi sebebiyle olduğunda yetişkinlerde olduğu gibi yaşam hakkı ihlali ile neticelenebiliyor. Tam da burada çocuk olmanın yetişkin olmaktan farklı bir durum olduğu, savunmasız konumları veya yüksek kırılganlıklarından dolayı ihtiyaç duydukları mekanizmaların çok daha fazla olduğu görünür kılınıyor.

Resmi kayıtlara yansıdığı kadarıyla, Roşin’in annesi 2010 yılında aile içi şiddet gördüğü gerekçesiyle, yanına dört çocuğunu da alarak polise başvuruyor ve sığınağa yerleştirilmeyi istiyor. Sığınma evine darp raporlarıyla yönlendirilen anne ve dört çocuk beraber kalamayacakları söylenmesi üzerine anne evine dönmüş ve devamında şiddet gördükleri eve dönüyorlar. Roşin, babasının sözlü ve fiziksel şiddetine maruz kalıyor yıllarca. Şiddete dayanamayan Roşin geleceğini görüyor, evden kaçarak polise başvuruyor. 16 yaşındaki Roşin polise anlatıyor “Kendimi bildim bileli öz babamdan şiddet görüyorum. Babam beni sopayla, yumrukla dövüyor. Bıçakla üzerime yürüyor. Elime ve bacağıma çatal batırıyor...” ve devlet korumasına alınmak istiyor. Devlet, bir hafta sonra şiddet faili olan babaya Roşin’i teslim ediyor. Yaklaşık on gün sonra Roşin tekrar polise sığınıyor. Şiddetin devam ettiğini söylüyor, babasının “Ailem rezil olmasın diye seni getirdim” dediğini ama “kesinlikle” ailesine teslim edilmek istemediğini söylüyor. “Erkek yetiştirme yurduna gitmek ve okumak istiyorum” diyor ve yıllardır kendisine şiddet uygulayan babasından davacı ve şikâyetçi olmuyor. Bu resmi kayıtlar Roşin’in son kayıtları.

Çocukların her türlü şiddetten masun olma hakları

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, çocuklara en geniş hak kataloğunu sağlayan, Amerika Birleşik Devletleri dışında Birleşmiş Milletlere kayıtlı 194 devlet tarafından onaylanmış, yürürlüğe girdiği andan itibaren ülke anayasaları başta olmak üzere ulusal mevzuatı dönüştürücü güce sahip, çocukların özel yaşamının gizliliğini ve sağlık hakkını da düzenleyen, Türkiye’nin de taraf olduğu bir uluslararası belgedir. Sözleşme’nin çocukların hayatında sağladığı somut fark, hakların bir bütün olarak yorumlamasıdır. Sözleşme’nin 19. maddesi Taraf Devletlere, çocuğun ana–babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanında iken bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya istismara, ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alma sorumluluğunu düzenlemiştir. Maddenin yer verdiği koruyucu önlemlerin; çocuklara kötü muamele olaylarının önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi, yetkili makama havale edilmesi, soruşturulması, tedavisi ve izlenmesi için gerekli başkaca yöntemleri ve uygun olduğu takdirde adliyenin işe el koyması olduğu kadar durumun gereklerine göre çocuğa ve onun bakımını üstlenen kişilere, gereken desteği sağlamak amacı ile sosyal programların düzenlenmesi için etkin usulleri de içermesi zorunludur.

19. madde çocuklara yönelik şiddeti doğrudan düzenleyen maddedir ancak Sözleşme’nin bütünsel yorumlanması gerekliliği ilişkili olduğu maddelerle beraber okumayı zorunlu kılıyor. Çocuğun yaşama ve gelişme hakkı, çocuğun sağlık hakkı, çocuğun tıbbi destek ve tedavilere erişme hakkı, çocuğun adli mercilere erişmesi ve kendini ilgilendiren konularda yaşı ve olgunluk durumu dikkate alınarak görüşünü belirtme hakkı, her durumda çocuğun yüksek yararının gözetilmesi zorunluluğu gibi birçok ilke ve hak ile beraber yorumlanmalı. 19. maddenin hukuksal analizinde öne çıkan birkaç hususa değinilmesi gerekirse;

             Madde her tür şiddetten masun olma hakkını düzenlemektedir, bir başka deyişle şiddetin bir istisnası yoktur, (ihmal veya ihmalkar muamele, zihinsel/duygusal şiddet, fiziksel şiddet, fiziksel cezalandırma, cinsel istismar veya sömürü, işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya ceza, akranlar arası şiddet, kendine zarar verme, zararlı uygulamalar, kitle iletişim araçlarında şiddet, bilgi ve iletişim teknolojileri aracılığıyla şiddet, çocuk haklarına yönelik kurumsal ihmaller ve sistem ihlalleri)

             Madde çocuğa “bakan kişilerin” sorumluluğunu düzenlemektedir. (ana-baba, yasal vasi veya çocuğun bakımını üstlenmiş başka herhangi bir kişilerdir. Bir başka deyişle, çocuğun güvenliğinden, sağlığından, gelişiminden ve refahından açık biçimde ve hukuksal, mesleksel-etik ve/veya kültürel sorumluluğu olan kişilerdir)

             Madde Taraf Devletlere herhangi bir esneklik tanımayan bir şekilde düzenlenmiştir. Dolayısıyla Taraf Devletler, bu hakkın tüm çocuklar için yaşama geçirilmesine yönelik “gerekli tüm önlemleri” alma gibi yasal bir yükümlülük altındadırlar.

             Madde uyarınca “gerekli tüm yasal, idari, sosyal ve eğitsel önlemler” alınmak zorundadır. Bu ibare maddenin ikinci paragrafındaki “bu tür koruyucu önlemler, yerine göre, şunları içermelidir…” ibaresi ile birlikte yorumlanmalıdır. (Bütüncül bir çocuk koruma sistemi, ilgili Taraf Devletin sosyo-kültürel geleneklerini ve hukuk sistemini de dikkate alarak tüm aşamalar için kapsamlı ve entegre önlemleri gerektirir)

Hak sahibi bir birey olarak çocuğun kimliğine, yaşamına, sağlık ve gelişimine, katılımına, ayrımcılıktan muaf tutulmasına yönelik saygı, Taraf Devletlerin çocuklara ilişkin politikalarında sağlam biçimde yerini almalı ve savunulmalıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin uygulanmasını izleme ile görevli Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi çocuğun yüksek yararına ilişkin yorumun, çocukların her tür şiddetten korunması yükümlülüğü dahil, Sözleşme’nin bütünüyle tutarlılık taşıması gerektiğini vurgulamıştır. Çocuğun yüksek yararı ilkesi, çocuğun insanlık onuru ve fiziksel dokunulmazlığı ile bağdaşmayan, fiziksel cezaları, zalimce ve aşağılayıcı biçimlerdeki diğer cezaları haklı göstermek için kullanılamayacak ve çocuğun yüksek yararı konusunda bir yetişkinin yargısı, Sözleşme’deki tüm çocuk haklarına saygı gösterme yükümlülüğünden daha ağır basamayacaktır.

Türkiye, yargının pasif ayrımcı tutumu sebebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde defalarca mahkûmiyet kararı almıştır. Roşin’in polis merkezine başvurduğu ilk andan itibaren kamu görevlilerince gerekli koruyucu destekleyici tedbirlerin etkin uygulanmaması, çocuğun yüksek yararının görmezden gelinmesinin sonucudur. Cinsel yönelimi sebebiyle ailesinden şiddet gören bir çocuğun başvurusu karşısında çocuğun kurum bakımına yerleştirilmesi ancak iddiaları ile ilgili pasif tutum sergilenmiş, gerekli cezai işlemler başlatılması yerine şiddet failine teslim edilerek, çocuğun şiddet gördüğü ortama geri gönderilmesi sağlanmıştır. Çocuk hakkında uluslararası hukuk ve çocuk koruma kanunu esas alınarak koruyucu-destekleyici tedbir kararı alınmamış olması Roşin’in ölümüne giden ihmalkâr muameledir. Yargı etkin koruma mekanizması işlevini çocuğun adli mercilere ilk eriştiği andan itibaren görmediği için 17 yaşındaki eşcinsel bir çocuğun yaşam hakkı ihlal edilmiştir. Devlet, çocuğun yaşam hakkını korumadaki pozitif yükümlülüğünü ayrımcı tutumu sebebiyle yerine getirmemiştir.