Yaşlılık Hallerimiz

Umut Güner

Sayı: 160, Sayfa: 52, 53

“Yaşlanınca ne olacak sana kim bakacak” sorusuna kendiliğinden bir yanıt oluyor: Biz birbirimize bakacağız.

Geçen sene Kaos GL akademik danışmanlığa gelen başvurulardan biri yaşlı LGBTİ’ler üzerine çalışma isteği idi ve Kaos GL’nin şimdiye kadar bu alanda neler yaptığını soruyordu. Bu talep aslında bizim bu alanda derli toplu bir çalışma yapmadığımız gerçeği ile yüzleşmemizi sağladı. Yaşlılık meselesi bizim için genç olmama hali idi. Tabi ki Kaos GL’nin külliyatı içinde yaşlı LGBTİ’lere yönelik üretilmiş bir şeyler vardı ancak bu hareketin içinde bir bellek oluşturmaya yetmemişti.

Kaos GL’in 103. sayısının ana teması “yalnızlık” idi. Yalnızlık üzerine yayın kurulunda tartışmalarımızın bir kısmı da yaşlılık üzerinden ilerlemişti. Gençtik, güzeldik ama yaşlanınca yalnız kalmaktan korkuyorduk. Evet heteroseksüel evlilik, sonrasında çocuklar aslında yaşlılığa birer yatırımdı. Toplumun bütün kurgusu bunun üzerine kurulu idi. Annelerimiz büyükannelerimize ve dedelerimize bakmışlardı, bizler de annelerimize babalarımıza bakacaktık. Bize de eşlerimiz ve çocuklarımız bakacaktı. Bu kurgunun dışında bir hayat tahayyül etmek olanaksızdı. Bu hayatın dışında bir tahayyül kendiliğinden yalnızlığı getirecekti. Pek tabii bu sadece bizim kendi kaygılarımız olarak şekillenmiyor, açıldığımız dostlarımız, ailelerimiz tarafından da “neden eşcinsel olmamamız gerektiğine ilişkin gerekçelerin” başında yer alıyordu. Yaşlanınca ne olacaktı bize? Kim bakacaktı? Hastaneye kim götürecekti?

Yaşlılık bizden “ırak” ve sadece yalnızlık korkusu ile tariflenen bir durummuş gibi algıladığımız bir mesele değildi tabii ki. LGBTİ hareketi aslında gençlerin örgütlendiği bir hareket olduğu için ve hareketin kendisi de genç bir hareket olduğu için uzunca bir süre “yetişkinleri, yaşlıları nasıl dahil edebileceğimiz” tartışmasını da yürütmedik. Zaten onlar bizim içinde bulunduğumuz koşullar da yetişmemişti. Kendisine eşcinsel, lezbiyen, biseksüel diyen yetişkin ya da yaşlı hiç yoktu etrafımızda. Kendilerini bu kavramlarla tariflemeleri de zaten çok zordu. Doğal olarak yetişkin ve yaşlılarla örgütlenemiyorduk. Ha bu arada yetişkin ve yaşlı kavramlarını da çok birbirinden bağımsız kullandığımız da söylenemez. Aslında genç olmayan herkes bizim için yaşlı idi. Tabii ki istisnalar vardı, hareketin terminolojisine hakim daha bizden olanlar… Ama onlar da tabii ki istisnalarımız idi.

Translar için durumumuz daha vahimdi. Translara ilişkin en büyük ezberimiz “40 yaşına gelmeden ölüyorlar, gelecek beklentileri yok, 40 yaşını aşmış bir trans arkadaşımız yok.” kocaman bir yalan kocaman bir ezber cümle. Tabii ki varlar. Ancak biz hareket olarak yaşlı eşcinsel ve biseksüellerle kuramadığımız iletişimi yaşlı translarla da kuramadık. Neyseki şimdilerde Buse Kılıçkaya yaşlı transların deneyimlerini derlediği bir belgesel çalışması yürütüyor. Böylece yanlış bir bilgimizi düzeltecek ve yaşlı transların deneyimlerini hep birlikte öğreniyor olacağız.

Kendi adıma bu yazıda kolektif bir özeleştiri veriyor gibi olsam da aslında bu özeleştiriler aynı zamanda benim kendi özeleştirilerimi de barındırıyor. Hareketin tarihi 25. Yılına girerken benim örgütlü tarihim de 18 yılını dolduruyor.

Kaos GL’ye gelen akranlarıma uzunca bir süre danışmanlık verdim. Ancak akranım olmayan benden bir on yaş büyük biri geldiğinde danışmanlık vermek benim için imkansızlaşıyordu. Genelde Ali Erol’u çağırıp onun ilgilenmesini isterdim. Çünkü benden büyük birine eşcinsellik anlatmak bana her daim zor gelmişti. Hatta, Adana Kadın Danışma Merkezi gönüllülerine yönelik bir eğitimde LGBTİ 101 sunumu yaparken, katılımcılar, eşcinsel, trans kelimelerini kullanmak istemedikleri için “onlar” diye tarifliyorlardı. Ben de kendiliğimden “onlar” diye konuşmaya başladığımı fark ettiğimde oturum bitmek üzere idi. Ve ben sunumumu “onlar o kadar uzakta değiller, ben de onlardanım” diyerek toparlamaya çalıştığımı hatırlıyorum.

“Yetişkinlerin bizi anlamayacağı” yaklaşımını gelişimsel bir tepki olarak adlandırmak mümkünken LGBTİ hareket açısından bazen kendiliğinden hareketin refleksi olduğunu söyleyebiliriz. Ve bu yaklaşım sadece kendimizden yaşça büyük eşcinsel, bisekseüellerle iletişim kurma noktasında değil ebeveynlerimizle iletişimizde kendiliğinden bir engele dönüşebiliyordu. Neyse ki geçen günlerde on yılını kutlayan LİSTAG sayesinde biz de yetişkinlerle örgütlenme ve birlikte bir şeyler yapma noktasında bayağı bir yol kat ettik.

İletişim kuramadığımız “yaşlılarla” seks de yapmıyoruz, seks yapanları da garipsiyoruz ve kendi çapımızda yaşlılardan hoşlananlar karşısında bir de mizah ustasına dönüşme potansiyelimiz çok fazla. Bu aslında bizim toplumdan kötü öğrendiğimiz bir şey. Hatırlayacak olursak asansörde yiyişen dayılar videolarında komik olan şey tam da bu yaklaşımdı. İki genç eşcinsel yapsa gözümüze batsa bile komik gelmeyecek bir şey yaşça eşcinsel/biseksüel olmayı yakıştıramadığımız iki kişi yapınca hemencecik komikleşebiliyor. Tabii her zaman komikleşmiyor. “Yaşından başından utanmak” gibi bir tabir özellikle kamusal alanda eşcinsel ve biseksüel erkeklere çok hoyratça söylenebiliyor. Eşcinselliğin tolere edildiği yaşlar var. Tolere edilmesinin imkansız olduğu yaşlar var, gibi bir okumasını yapmak da mümkün.

LGBTİ jargonu da aslında bize yaşlılık meselesine bakışımız açısından fazlaca veri sağlıyor. 20-25 arası manti (genç), 25-40 arası nafta (yetişkin), 40-55 yaş arası balomoz (yaşlı), 55+ puri balomoz (yaşlılar yaşlısı) anlamına geliyor. Malum yaşlılık yaş sınınırın 70’lere yaklaştığını düşündüğümüzde 40 sonrasını yaşlı diye nitelendiren LGBTİ alanının genç sosyalleşmesi üzerine kurulu olduğunu söyleyebiliriz.

Yaşlanınca bize ne olacak sorusuna geri dönecek olursak bu soruya yanıt bulma çabası aslından aynı zamanda Türkiye gibi zor koşullarda ayakta kalmaya çalışan, hayatta kalmaya çalışan eşcinsel, biseksüel, trans ve interseksler için kendiliğinden bir umut barındırıyor. Biz birlikte yaşlanma hayalleri kuruyoruz. Büyük bir tarla alsak, deniz kenarında Ege kasabasında küçük küçük evcikler yapsak birlikte yaşamaya devam etsek diyoruz. Hep genç kalmayacağımızın farkındayız ama birlikte örgütlendiğimiz arkadaşlarımızla birlikte yaşlanacak olmanın kendisi bile bize iyi geliyor ve o ilk başta karşımıza dünyanın en büyük sorunsalı olarak çıkan “yaşlanınca ne olacak sana kim bakacak” sorusuna kendiliğinden bir yanıt oluyor: Biz birbirimize bakacağız.