Yeni Bir Dilin Vaadi: Queer Çizgiler

Sadık Arı

Sayı: 167, Sayfa: 54-56

Kavramları sorgulatan ve uzun çalışma süreçleri ile etkileyici bir teknik becerinin ürünü olan Sadık Arı’nın eserlerini yakından inceleme fırsatım oldu. Atölyesinde sanata, queer sanata ve birbirinden fazla detaydan meydana gelen eserlerine dair sohbet etme fırsatı yakaladığımız Sadık Arı, Kaos GL Dergisi’nin bu sayısında konuğumuz.

Arı’nın eserleri öylece bakıp geçebileceğimiz eserler kesinlikle değil. Uzun uzun inceleme arzusu yaratıyor her biri. İnceledikçe yeni keşiflere çıkmayı vadediyorlar. İnanılmaz bir düşünsel sürecin ve üretimin sonucu oldukları su götürmez bir gerçek. Detaylarda, detayların ve “şeylerin” birbiriyle ilişkilerinde kaybolmamak zor. Bu çekici zorluk ise kayboldukça haz almayı beraberinde getiriyor. 

Bu yazıda Sadık Arı’nın dünyasına yine kendisinin kaleminden çıkan kelimelerle tanıklık edeceğiz. Queer’e, queer sanata ve sanatçıya dair, Sadık Arı’nın kendisinden dinleyelim. 

“Kapsayan, sınırları eriten, dönüştüren bir düşünce: Queer Sanat” 

Queer terimi yeni yeni yaygınlaşıyor. Dolayısıyla benim de kafamda oturmayan birçok şey var. Bu muğlak haliyle de memnunum kendisinden. Kapsayan, sınırları eriten, dönüştüren bir enerji, bir düşünce diyebilirim queer için. Dünden bugüne değişen ve dönüşen queer üretimleri kıymetli buluyorum, bu dönüşümü izlemek güzel. Kendim de işlerimde, bu dönüşüm potansiyelini taşıyan özgürlükçü kodları kullanarak heteroseksüel klişelerin LGBTİ+’yı yeniden ürettiği algının önüne geçmeye çalışıyorum. Çünkü bence queer sanat, romantik ya da erotik çiftlerden çok daha fazlasını, yeni bir dili vadediyor.

“Queer sadece insana dair bir mesele mi?”, “Bedenin sınırları queer’in sınırları mı yoksa daha fazlası da var mı?” gibi sorular soruyorum kendime. Net cevaplar veremiyorum ve yeni yeni sorular ekleniyor zamanla. Queer bir dünya hayali kuruyorum. Biraz Hieronymus Bosch?un resimlerini, biraz bilimkurgu animelerini andıran bir şeyler gözümün önüne geliyor. Organik sınırların sürekli zorlandığı bir dünya, doğanın ve sonradan doğaya dahil olanın birbirine uyumlu olduğu bir dünya... Böyle bir fantezi için sadece cinsiyet ve cinsellik değil “şeyleri” algılayışımızda bir değişim var. 

Kendimi bu dönüşümün bir parçası olarak görüyorum. Yani queerim diyebilirim rahatlıkla. Bu durumda ürettiğim her şey queer sanata dair mi? Neden olmasın? Çünkü insan neyse, nasıl yaşıyorsa ürettiği sanat bundan bağımsız olamaz. İşlerimi üretirken odaklandığım tek bir mesele yok ama doğa ve iktidar genel ekseni belirliyor.  

Farklılaşmaya Zorlayan Aynılıklar 

İlk kişisel sergim İntaniye?de kabaca aynılık üzerine kafa yormuştum. Neyi aynı olarak tanımladığımız neyin farklı olduğunu ortaya koyuyor.  

Aynılığın kendi arasında kurduğu diyaloglar ve daha çok kurgusal diyaloglar üzerinden bir deney alanı yaratmak istemiştim. Örneğin hem ülkemizde hem de dünyada benzerleri olan tavşan adaları… Buralar küçüklüğümde ziyaret ettiğim yerlerdendi. Bu adalardan birini hayal meyal hatırlıyorum. Tek bir türün hakim olduğu sefil görünümlü bir adacık, tıpkı kilometrelerce aynı ürünün yetiştirildiği tarlalar gibi. 

Bu aynılık oradaki tavşanları dönüştürmüştü, bana yamyam gibi gözüktüler, o kadar aynı oluşları onları farklılaşmaya zorladı. Zaten uzun vadede tüm türler başka bir şeye dönüşüyor, tüm formlar araformlar… 

Sergiyi hazırlarken aynılığın farklılık kadar kaygan bir durum olduğunu deneyimledim. 

Gelecek İşler: İktidarın Dili 

Gelecek projelerde de ilgilendiğim konulardan uzaklaşmadan yeni alanlar açmaya çalışacağım. Şu an üzerinde çalıştığım konular dilin yapısı ile ilgili. Özellikle iktidarın dili. Bir insanın ya da kurumun bize istediğini yaptırabilmesini sağlayan sihirli bir düzenek gibi bu dil. Sanırım düzeneğin sihri anlaşılamaz oluşundan geliyor ve bu bizi büyülüyor.   

Yeni bir seriye başladığımda, önceden yaptıklarımdan bağımı tamamen koparmıyorum, çünkü hepsi genel bir görüşün parçası gibiler. İşleri üretirken bir yandan ileride yapacaklarımı düşünecek vakti buluyorum. Üzerine çalışacağım konu için ayrıca araştırma okuma yapmıyorum. Böyle şeyler yaptığımda kendimi dönem ödevi hazırlayan bir öğrenci gibi hissediyorum, bu beni rahatsız ediyor. Yapacağım iş için eskizler hazırlamıyorum ama kafamda iş bittiğinde bana nasıl bir atmosfer sunacağına odaklanıyorum. En çok bunun için uğraşıyorum.