“Türkiye’ye dönülecekti, dönülmedi?”

Söyleşi: Aylime Aslı Demir & Yıldız Tar

Sayı: 171, Sayfa: 46-48

Koray Yılmaz-Günay’ın ailesi 70’lerde Batı Berlin’e göç etti. Koray, Batı Berlin’de doğdu, büyüdü. Koray ile Berlin’de o dönemden bu zamana kimlik algısını, göçmenliği, 2003’te evlenmesini ve evliliklerinin Hürriyet gazetesine manşet olmasını konuştuk.

Yıldız Tar: Ailen ne zaman Almanya’ya göç etti?

Koray Yılmaz-Günay: Ailemden ilk Almanya’ya gelen kişi babaannem. 1972’de Berlin’e gelmiş. Bugün çok unutulan bir şey ama o zaman duvar vardı. Ve aslında Batı Berlin’e demek gerekiyor. Darbeden sonra Doğu Berlin’e gidenler de var ama bizim alakamız olmadı çok. 73’te annem ve babam geliyor ve 74’te ben Batı Berlin’de doğuyorum. Bu arada Batı Berlin’deki durum Batı Almanya ya da Doğu Almanya ile karşılaştırılamayacak özgün bir durum. Batı Berlin yönetimi müttefik güçlerdeydi 1990’a kadar. Dolayısıyla buradaki yasal durum, sosyal durum özellikle ideolojik durum Batı Almanya’dan da Doğu Almanya’dan da farklı. Örneğin çok baskın bir antikomünizm hatırlıyorum çocukluğumdan. “Batı Berlin düşerse Batı Bloku düşer” söylemlerini hatırlıyorum. Hatta annemler buraya geldiklerinde yılbaşı kutlamasında maytap duyuyorlar ve Sovyetler geliyor diye korkuyorlar…

Öte yandan annem ve babam buraya misafir işçi olarak geliyor. Dolayısıyla kök salmak gibi bir dertleri yokmuş. Ve buraya gelir gelmez çalışmaya başlamışlar. Bu da Batı Berlin’deki Alman toplumuyla çok çok örtüşmeyen bir durum aslında. Şöyle ki Alman kadınlar için o zamanlar çalışmak çok şık bir şey değilmiş. Dolayısıyla erkek çalışır kadın evde kalır, çocuk bakar, ondan sonra yemek pişirir gibi bir aile yapısı varmış. Annemin ya da babaannemin mini etek giymesi, makyaj yapması, çalışıyor olması çok büyük bir şeymiş. Annem anlatıyor Alman kadınların onlara nasıl küfür ettiğini. Hem babamın hem annemin çalışması buradaki mevcut toplum için çok kolay anlaşılmayan bir şeymiş. Bunu neden anlatıyorum çünkü benim doğduğum 1974’te Batı Berlin’de nerdeyse hiç çocuk yuvası yokmuş. Çünkü kadınların çalışması öngörülmüyor. Ondan sonra dedem gelmiş Türkiye’den beni ve kız kardeşimi büyütmek için. 74’ten 81’e kadar dedem büyüttü bizi. Evdeydik, Türkçe konuşuluyordu. Bir yandan da geçicilik hissi devam ediyor. Mal mülk edinilirken Türkiye’den edinilirdi. İlk çocuk ben olduğum için ben okula başlamadan önce aslında Türkiye’ye dönülecekti. 81’de ben okula başladım. Türkiye’ye dönülmedi. Daha sonra kız kardeşim okula başladı, Türkiye’ye dönülmedi. 6 yıl dolduktan sonra ben liseye başlamadan önce Türkiye’ye dönülecekti, dönülmedi. Lise bittikten sonra iş hayatına girmeden önce Türkiye’ye dönülecekti, dönülmedi. 90’lı yılların sonuna kadar bu Türkiye’ye dönülme hikayesi anlatılırdı. Ama o kadar sık bir şekilde anlatılırdı ki ciddiye alınacak bir yanı kalmamıştı aslında. Ta ki 2000’lerin başında kız kardeşimin çocukları olana kadar aslında buralı olma düşüncesi çok yaygınlaşmış bir düşünce değildi. Şimdi kız kardeşimin çocukları var. Onlar ne Türkçe biliyorlar ne de Türkiye’ye gitmek gibi hayalleri var. Hatta siyasi durumdan dolayı korkuları var.

Yıldız: Bu sürekli Türkiye’ye dönme ihtimali çocukken seni nasıl etkiliyordu?

Koray: Çok etkilemedi. Batı Berlin’de yaşıyorduk. Batı Berlin adacık gibi bir şeydi. Etrafı duvarla örülü çevrili bir adacık. Doğu Berlin’e gitmek bile yurt dışına gitmek oluyordu. Yılda bir arabayla Türkiye’ye gidilirdi. Ve oraya giderken Doğu Almanya’dan, Batı Almanya’dan, Avusturya’dan Yugoslavya’dan ve Bulgaristan’dan geçilirdi. Ondan sonra Türkiye’ye gelinirdi. Annem babam acayip heyecanlıydı…

Değişik dillerde konuşulurdu. İnsanlar gelirler, giderlerdi ve hayat işçi hayatı olduğu için çalışmak üzerinden kuruluyordu. Sonra iki Almanya birleşti 1990’da 3 Ekim’de. Ve özellikle 91-93 arasında Türkiyelilere ve aslında bütün göçmenlere çok fazla sayıda saldırı olmaya başladı. “Aaa biz buralı değilmişiz demek ki” hali ortaya çıkmaya başladı. Aslında daha önce kimse ilgilenmiyordu buralı mıyız değil miyiz diye. Ve o limboda yaşamak o kadar çok rahatsız edici bir durum değildi. 90’ların başından sonra “siz buradan gidin artık” olayı görünür, duyulur, yaşanır olduktan sonra o soruyu gerçekten sormak gerekiyordu…

Benim neslimden birçok insan için o 90’lı yılların başında gençliklerini çok travmatik bir şekilde yaşadı. Gerçekten insanlar öldürülüyordu. Evler yakılıyordu. Daha önce gittiğimiz yerler geceleri gidilemeyen yerler falan olmuştu. Ya da tek başına görüşmek istemediğin yerler olmuştu. Başka ülkelerden insanlarla bağlantı kurmak, dostluklar kurmak buradan kaçabilmek için gereksinimdi sanki.

Aylime Aslı Demir: Senin açılma yani kendi kendini keşfetme süreçlerin ne zamana geliyor?

Koray Yılmaz-Günay: Benim açılma sürecim olmadı diyebilirim. En azından o yıllarda olmadı, olmamıştı. 45 yaşındayım ama bazen fark etmiyorum. 90’lı yılların sonunda yani 15-17 yaşlarındayken Batı Berlin’de yaşıyordum.O kadar karışık bir yerdi ki kimse kimseyi kimlikler üzerinden algılamıyordu. Bizim yaşadığımız bölgede cankiler vardı, evsizler vardı, eşcinseller vardı, antimilitaristler vardı, genelde bir solculuk durumu çok baskındı. Türkiyeli göçmenler çok vardı. 80’lerin başından sonra özellikle 84, 85’ten sonra Kürt hareketi de vardı. Gençlik çağlarımda sen o musun bu musun diye bir soruyla karşı karşıya kalmak zorunda bulmadım kendimi heralde. Erkek arkadaşlarım oluyordu, kız arkadaşlarım oluyordu. Evler dardı, çok fazla insan yaşıyordu. Bizim evimizde 7 kişi yaşıyordu 3 odada örneğin. Dolayısıyla hayatın dışarıda olması gerekiyordu. Ben yaptığım ya da yapmak istediğimi ya da yapmadığım cinsellik konusunda işin adı nedir diye soruyla karşı karşıya kalmadım. Yaptığım gayet doğal geliyordu yapmadığım da gayet doğal geliyordu.

Batı Berlin’de eşcinsel erkekler için eşcinsellik yasaktı. Dolayısıyla benden çok daha büyük olan eşcinsel erkekler böyle bir tutuklukla sanki yaşıyorlardı. Seks için S-Bahn duraklarında buluşurlardı. Çünkü Batı Berlin’den geçen S-Bahn’lar Doğu Almanya’ya aitti. Doğu Almanya’da eşcinsellik yasak olmadığı için orda batı Berlin’in polisleri müdahale edemiyordu. Çok sıra dışı bir şey. Bir yandan yasa var ama o yasayı bay pas etmenin çok kolay bir yolu var. Benden yaşça büyük olan insanların çok fazla anıları vardır. Çünkü gizli kapaklı buluşma için gayet uygun bir yerdi. Eşcinsellikle ilgili kimlik soruları 90’lı yıllarda belki de daha fazla gündeme gelmeye başladı. İki Almanya’nın birleşmesiyle yeni yasal düzenleme gerekiyordu.

Ailemle eşcinsellik konuştuğum zamanlar evlendiğim zamanlara tekabül ediyor. 2002-2003 yılları. Ama daha önceden erkek arkadaşlarım geliyordu, bizde kalıyorlardı, ben onlara gidiyordum, orada kalıyordum.

Yıldız: 90’larda Türkiyeli LGBTİ+’lar nasıl bir araya geliyordu?

Koray Yılmaz-Günay: 80’lerde aslında Berlin’deki Türkiyeli eşcinsel erkekler ve o zamanlarki tabirle travestiler bir araya gelmeye başlamıştı. Duygu diye birisi vardı örneğin seks işçiliği yapıyordu, insanları bir araya getiren bir insandı. Örgütlemek anlamında değil ama dayanışma için. 93’te bir grup kuruluyor. Eşcinsel erkek enternasyonal oluyor herhâlde Türkçesi. Sonra değişik değişik alanlarda özellikle de sağlık alanında, HIV ve AIDS konusunda göçmenlere nasıl ulaşırız sorusuna cevap bulmak için bir araya gelenler oluyor. Benzer dönemlerde Türkiyeli gey ve lezbiyen grupları ayrı ayrı kuruluyor. Onun dışında Geyhane ortaya çıkıyor. Çok önemli bir merkez oluyor. Geyhane’den önce salon oryantal diye bir şey koyuyorlar. Daha sonra Geyhane’nin dışında ve ötesinde daha ticari amaçlı değişik değişik partiler ortaya çıkıyor. Çillibom diye bir parti vardı. Bunların hepsinin sebebi bence Almanya’nın göç realitesi ile yüzleşmekten kaynaklanıyor. Bu insanların hepsi işçi ya da işçi çocuğu.

Aylime: Evlendiğini söyledin. Evliliğinden bahsetmek ister misin biraz?

Koray Yılmaz-Günay: Ulaş’la 2003’te Kaos GL’nin düzenlediği çok uzun ve zor isimli bir sempozyumda tanıştık. Neydi adı?

Yıldız Tar: Lezbiyen ve geylerin sorunları ve toplumsal barış için çözüm arayışları…

Koray: Evet oydu. Oraya gitmiştim. Ulaş da yurtdışından gelen konuklarla ilgilenen insanlar arasındaydı. Daha sonra ben tekrar Ankara’ya gittim. Birkaç gün onda kaldım. Sonra o geldi buraya. Evlenmeye karar verdik. O Ankara’dan doktora için bir yerlere gidecekti. Benim İstanbul’a taşınma gibi bir planım vardı ama o Ankara çok güzel olduğu için İstanbul’a taşınmayacağını söyledi. En sonunda karar verdik Berlin’de yaşamaya ve evlenmeye. Bir hafta içerisinde evlendirme dairesinden randevu almıştık. Turist vizesiyle gelmişti ve o vizenin bitmesine birkaç gün kala evlendik.

Benim ailem vardı. O birkaç gün içerisinde getirebildiğimiz arkadaşlarımız vardı. Sonra Arzum Ceylan diye bir gazeteci arkadaşım “sizin nikahı haber yapabilir miyim” diye sormuştu. Hürriyet gazetesi için. Ben de yapabilirsin demiştim. Hürriyet gazetesinin Berlin ekinde çıkar diye düşünüyordum. Röportaj yaptık ama aylarca yayınlanmadı. Sonra şubat ayında bir SMS geldi, “Yarın Hürriyet gazetesi alın, röportaj çıkıyor” diye. O dönem Kıbrıs referandumu var, Fatih Akın ödül almış, Sibel Kekilli’nin porno yıldızı olduğu ortaya çıkmış. 4-5 tane bomba haber var o gün. Ve Hürriyet gazetesinin kapağında Ulaş’la benim evlenme haberim var. Çok acayip. Biz Türkiye, Almanya ve dünya baskılarında kapakmışız. Değişik değişik ülkelerden SMS’ler gelmeye başladı. İnsanlar aradılar. Ondan sonra Türkiye’de de olsun mu olmasın mı diye tartışmalara yol açtı.