“Gullüm yoksunluk krizi çektim”

Söyleşi: Aylime Aslı Demir & Yıldız Tar

Sayı: 171, Sayfa: 49-51

Onur ile Cihangir’den Berlin’e uzanan hikayesini konuştuk: Benim de alıştığım bir seviye var. Gullüm var. Ben buna çok hasret kaldım. Çok acısını çektim bunun açıkçası. Komik gelecek belki ama bunu artık hakikaten bir yoksunluk krizi olarak hissettim.

Yıldız Tar: Berlin’e ne zaman ve neden geldin?

Onur Erol: Tam 2016 yılına gireceğimiz zaman yılbaşını burada geçirmek için geldim. Neden geldiğimin birçok sebebi var. Ama en önemlilerinden bir tanesi şuydu: Cihangir’de yaşıyordum İstanbul’da. Gezi zamanı ve sonrası çok çatışmalı geçti. Ben çok aktif katılımcısıydım Gezi’nin fakat ondan sonra o yaşam biraz fazla gelmeye başladı. O çatışma hali… Sürekli panzerler geliyor, TOMA’lar… Hâlâ daha bir parçası olmaktan büyük memnuniyet duyarım ama hakikaten yaşamımın elimden kayıp gittiğini hissetim. Cihangir’in hemen altında çok aşırı muhafazakâr mahalleler var. Birtakım insanlar geliyorlar, gecenin bir vakti bağırıyorlar, “ibneler çıkın dışarı, bu götünüzü siktirdiğiniz yetmedi mi” diye.

Mesleğim gereği önüm açık olabilir diye düşündüm. O dönem biten bir ilişkim vardı ve tatsızdı. Aynı mahalledeydik. Bir de annem babam ve o bitmek bilmeyen evlenme şeyleri… Ben çok yıllar önce açılmış bir insanım anneme de babama da. Çok yollar kat ettiğimizi zannediyordum ama pat böyle bir şeyler oldu tekrar. Tam benim gitmeme yakın annemden “en azından göstermelik iyilik yapsan” gibi laflar işitmeye başladım. Çok hayal kırıklığına uğrattı beni bu. Babam böyle şeyleri söyleyebilecek bir adam değil. Kaos GL’yi de yakinen tanırlar, sempozyuma gelmiş gitmiş bir adamdır. Hâlâ daha kişisel olarak çok ileri bir adam olduğunu düşünüyorum fakat konformist davrandılar. Bu vasat dönemimde gideyim ben de yurtdışını değerlendireyim dedim. Neye kalkıştığım konusunda hiçbir fikrim olmadan. Böylelikle yola çıktım. Yani ilk başta hiçbir şeyin garantisi yoktu, başvurduğum doktora programına katılıp kabul edileceğimin hiçbir garantisi yoktu, iş bulabileceğimin hiçbir garantisi yoktu. Almancam hemen hemen hiç yoktu, dil kursu ile gittim. Kısa bir sürede çok azmederek, kurdeşenler dökerek Almancayı öğrenip gittim. Doktora olmadı bu arada. İş buldum ve bir şekilde hayat kurulmaya başlandı.

Yıldız Tar: Seni nasıl bir Berlin karşıladı?

Onur Erol: Ben abartılı imgeler kullanmayı da seven bir insanım ama hakikaten yaşadığım deneyimi abartılı hissediyorum. Benim deneyimim özellikle ilk sene çok ağır oldu. Ben sadece bir turist olarak gelmiştim yıllar önce ve o çok hoşuma gitmişti. O salaşlığı genel olarak seviyordum. İlk geldiğimde Kaos GL’de çok önceden çalışmış olan aktivist Ulaş ve Koray’ın evine geldim. İnanılmaz büyük bir sıcakkanlılıkla karşılandım ve dayanışma duygularıyla çevrelendim. 

Ama ilk ters köşe yapan şey soğuktu. Komik bir şey belki ama Kasım’ın sonu Aralık’ın başı gibi geldim. Gerçekten çok soğuk bir kıştı. O beni bayağı bir salladı ilk etapta. Yani hakikaten bana merhaba diyen ilk şey soğuk ve kar oldu. Belki de biraz saftım, naiftim bilmiyorum ama Türkiye’deki gibi insanlarla kolaylıkla ilişki kurabileceğimi zannettim. Grindr’dan yazıştım bir tane adamla. Gider gitmez daha önce yaşamadığım bir şey yaşadım. İnanılmaz buyurgandı. Hemen tshirtümü açıp kıllara bakmalar falan… “Aa tamam, tam istediğim gibisin, kıllısın” gibi bir şeyle karşılaşınca ben çok dumur oldum. Böyle bir date yapmamıştım ben daha önce. Ciddi bir egzotikleştirme vardı.

Aylime Aslı Demir: Çalışma hayatından da bahsedebilir misin?

Onur Erol: O çok büyük bir yıkımdı zaten. Bir sene içerisinde filan çalışmaya başladım. Bir dil kursuna gittim. O dil kursunda da taşlar yerine oturmaya başladı. Tam o zamanlar Charlie Hebdo saldırısı, Paris saldırısı yaşanmıştı. Müslüman stigmatizasyonu yükseliyordu. Ben de sanırım belirli bir olgunluk seviyesine yani bir kayıtsızlık seviyesine erişememiştim ki her şeyi çok dert ediyordum filan kendime. İşte bu dil kursuna gidip dil kursunda kendimi var etmeye başladıkça özellikle çok görmeye başladım ki Türklüğe iliştirilmiş çok fazla bir algı var. Türkler şöyledir, Türkler böyledir… Ben de açıkçası biraz hissedişimin kuvvetli olduğunu düşünüyorum sonuçta bir homofobi üstümüzden geçti… Zenofobi de çok güzel bildiğimiz, öğrendiğimiz hâkim olduğumuz bir konu. Biraz algılarım açık. Parçaları boşluklarla doldurarak hemen görebiliyordum. Kim, neyi, niçin söylüyor?

Yuvarlana yuvarlana dil kursu içerisinde Almanca öğrenmiş bulundum. İttire kaktıra bir iş buldum. Güzel de bir iş buldum. Bir umudum yükseldi. Hayatım bir düzene girer diye baktım ama yani ne yazık ki herhalde karmamda bir problem var. İlk sene karmam battı benim gerçekten. İşyerinde de ağır zenofobik bir ortam vardı. Sonradan fark ettim ki kapitalizm bazı şeyleri dayatıyor. Ülkelerde yaşanılan birtakım problemler sonucunda göçler, transferler oluyor ama toplumlar buna hakikaten hazır değil. Almanya kapılarını açıyor, iş gücü gelsin, beyin göçü olsun ama bir toplum var ve bu toplumun içerisinde birçok insan şu noktada: “Niye bunlar geliyor, çalışıyor? Benim mühendisim yok mu?” Özellikle çok yakın çalışmam gereken bir adamla çok gözle görülür bir çatışma yaşadık. Adam gerçekten ağır beyaz Hristiyan Almandı. Adam hakikaten daha baştan bir gıdım iletişim kurmadı. Yüzüme baksa da iletişim kurmadı. Çok samimi söylüyorum. Hani insan şaşırıyor bu kadar olamaz ya bir şey olmuş olmalı diyor ama gördüğü ilk saniyeden itibaren hiç iletişim kurmadı. Yüzüme de bakmadı, sorularımı cevaplamadı. Ki cevaplaması gerekiyor.

Yıldız Tar: O iş yerinde ne kadar çalıştın?

Onur Erol: İki seneye aşkın çalıştım. Çalışmak zorunda kaldım açıkçası. Çünkü; bir yola girmiştim. Burada bir de kanunlar şunu gerektiriyor; belirli bir maaşın üzerinde çalışmayı başarabilirsen sana kalıcı oturum veriyorlar. Vatandaşlığa bir kala gibi bir şey veriyorlar. Yani değer mi değmez mi hakikaten tartışılır.

Yıldız Tar: Türkiyeli göçmen bir LGBTİ+ kişiye Berlin neleri sunuyor, neleri sunmuyor?

Onur Erol: Bence çok güzel bir soru. Çünkü hakikaten neleri sunuyor neleri sunmuyor da doğru bir açılım çünkü çok farklı yüzü olan bir şehir bence. Bu anlık istediğine bağlı olarak değişiyor. İlk etapta sorgulamazsan sunduğu tek şey var; o da çok açık çok sınırsız eğlence, seks, uyuşturucu, yani her an her şeyi her yerde yapabilme özgürlüğü. Bazı politik hareketlerin dinamizmi, hareketliliği, derinliği biraz da zannediyorum çok baskı olduğu zaman anlam kazanıyor. Benim yaşamım da öyle geçti İstanbul’da ama bura öyle değil. Ama İstanbul’daki bu hal birbirine sokulmak ve birbirinden güç almak şeklindeydi. Ben o zaman bazı problemlerimin olduğunu anlayamıyordum. Burada böyle yalnız kala kala anladım. Berlin’in daha ileri sunduğu şey olarak özellikle queer yüzleşme, yoga, toplu terapi, inzivaya çekilme bana çok iyi geldi açıkçası.

Aylime Aslı Demir: Bütün bunlara rağmen depresyondan yalnızlıktan bahsediyorsun…

Onur Erol: Kültürel bir çerçeve kesinlikle var. Onu aşmak bana epey bir zor geldi açıkçası. Aptal olarak algılanıyorum dilde yetersiz olduğum, anadilim gibi konuşamadığım için. Ben bir de beyaz Alman bir yerde oturmak durumunda kaldım. Söz meclisten dışarı, dünyanın en sıkıcı insanları olabilirler. Benim de alıştığım bir seviye var. Gullüm var. Ben buna çok hasret kaldım. Çok acısını çektim bunun açıkçası. Komik gelecek belki ama bunu artık hakikaten bir yoksunluk krizi olarak hissettim. Güllüm yoksunluk krizi gibi hissettim. Yok hiç hakikaten yok. Yani tamam dedikodu yapmıyorsunuz yapmayın lütfen okey ama biraz böyle hani kendimizle dalga geçebiliriz yani.

Aylime Aslı Demir: Dönmeyi hiç düşündün mü Türkiye’ye?

Onur Erol: Açıkçası düşündüğüm çok oldu. Ama bu kadar çileyi çektim artık diye düşünüp dönmemeye karar verdim her seferinde. Biraz kendi psikolojimden ödün vererek yürüttüm. Bazen de dönmenin hayaline tutundum. Ama Türkiye’de de çok kötü şeyler oluyordu. Onları düşündüm. Bir de birtakım kayıplar oldu. Boysan’ı kaybettik. Bir yandan patlamalar… Kalbim çok kırılıyordu. Sonuç olarak dönmedim. Dönmemiş bulundum…