Tüm Kalbimle Yanılmak İstiyorum

Rahime Sarıçelik

Sayı: 173, Sayfa: 43-45

 “Ölüler, öldüğünü bilmezler. İslam mitolojisine göre ölü mezara konup üstüne toprak atıldıktan sonra cemaat dağılırken kalkıp evine dönmek ister. Kalkmaya çalıştığında başı tabutun kapağına çarpar. İşte o zaman öldüğünü anlar.

Kapılar kapandığında başımın tabutun kapağına vurduğunu hissettim. Artık o arabanın kapısını açamaz, inemezdim. Artık eve dönemezdim.

 

Artık bir daha sevdiğim kadını öpemeyecektim. Ne çocuklarımı kucaklayacak, ne dostlarımla buluşacak, ne sokaklarda yürüyecektim. Ne bir çalışma odam, ne yazı yazacağım bir makinem, ne elimi uzatacağım bir kütüphanem olacaktı. Artık bir keman konçertosu dinleyemeyecek, seyahate çıkamayacaktım. Kitapçıları dolaşamayacak, bir fırından ekmek alamayacak, denizi göremeyecektim. Artık bir ağaca bakamayacak, çiçeklerin, çimenlerin, yağmurun, toprağın kokusunu duyamayacaktım. Bir sinemaya gidemeyecektim, bir daha sucuklu yumurta yiyemeyecek, bir kadeh içki içemeyecek, bir lokantaya gidip balık ısmarlayamayacaktım. Güneşin doğuşunu göremeyecektim, kimseye telefon edemeyecektim. Artık kimse bana telefon edemeyecekti. Bir daha hiçbir kapıyı kendim açamayacak, bir daha perdeleri olan bir odada uyanamayacaktım.

Adım bile değişecekti.”*

 

Fransa’da sokağa çıkma yasağının 17 Mart tarihi itibari ile başladı. Türkiye’de henüz yayımlanmamış Julien Lapeyre de Cabanes’nın Je ne reverrai plus le monde (Dünyayı Bir Daha Göremeyeceğim) başlığını verdiği Fransızca çevirisi ile okuduğum Ahmet Altan’ın son kitabında polis aracına bindiğindeki duygularını anlattığı yukarıdaki sözlerini günlerdir düşünüyorum. Bizim de tüm dünya olarak kafamızı sert bir yere vurmuş gibi karantinadaki günlere uyanacağımızdan ve neredeyse aynı duyguları yaşayacağımızdan habersiz bu dizeleri Varlık dergisi için ocak ayında yazmıştım. 

Sokağa çıkma yasağının ya da öz karantinanın ilk günlerinin şu an bile eve bir türlü sığamayan insana çok şey öğreteceği tahminini yaptığımı itiraf etmeliyim. Ta ki evlere kapanışımızın on bir gün sonrasında 27 Mart 2020 tarihli Le Monde gazetesinde Fransa İçişleri Bakanı Christophe Castaner’ın karantina döneminde eşleri tarafından şiddet gören kadınlar için eczanelerde bir uyarı sistemi kurulacağı ve şiddetin bir hafta içinde jandarma bölgesinde %32, Paris polis karakolu bölgesinde %36 arttığı haberlerini okuyana kadar. Türkiye’de de buna benzer haberleri görmek fazlaca can sıkıcı ama Türkiye’den farklı olarak Fransız hükümeti 16/03/2020 tarihli karantina kararının ardından birçok konuda önlem aldı. Aile içi şiddet mağduru kadınların ve çocukların durumuna dikkat çeken Fransa’nın Kadın Erkek Eşitliği ve Ayrımcılıkla Mücadeleden Sorumlu Devlet Bakanı Marlène Schiappa, aile içi şiddet mağdurlarına hizmetin devamı ve şiddet uygulayan eşin tahliyesi gibi konularda önlemler noktasında ısrarla durulmasını isteyerek, ilgili derneklere döneme uyum sağlamalarına yardımcı olmak için bir milyon avroluk devlet tarafından finanse edilen özel bir fon ayrıldığını duyurdu.

Karantinanın olumlu sonuçlar doğuracağı fikrimde böylece yanıldığımı anlayınca LGBTİ+’lar ve koronavirüs üzerinde daha fazla düşünmeye başladım. 31 Mart Uluslararası Trans Görünürlük Günü 

(TDOV) vesilesi ile de Fransa’da yapılan haberleri biraz karıştırdım. İlk karşıma çıkan haber alt başlığı “Coronavirus : Dieu puni les homosexuels à travers le virus!” yani “Koronavirüs: Tanrı Eşcinselleri Virüs Aracılığıyla Cezalandırıyor!” oldu. 

Bu habere göre ABD Hristiyan Kilisesi’nin papazı Steven Andrew Koronavirüs felaketini şöyle yorumlamış :

“Tanrı sevgisini göstermek derhal tövbe etmektir çünkü İncil eşcinsellerin ruhlarını kaybettiğine ve Tanrı’nın LGBT toplumlarını yok ettiğine alamet eder.” 

Aynı haberde İsrail’de Haham Meir Mazuz Onur Yürüyüşlerini konu almış. Ona göre bu yürüyüş “doğaya karşı” bir geçit törenidir:

“Doğaya karşı bir geçit töreni ve birisi doğaya karşı çıktığında, doğayı yaratan kişi ondan intikam alır”.

Aynı haberin ilerleyen satırlarında İmam Arabi Niass’ın koronavirüs yorumu şu şekildedir: 

“Bu hastalık Senegal ve tüm dünya için ilahi bir cezadır […]”

Görünen odur ki dinler dünyanın en büyük felaketi karşısında bile LGBTİ+’ları hedef almışlardır. Yukarıdaki olumsuz düşünceleri destekleyen ancak neredeyse tüm bu söylenenlere cevapmış gibi bir haber daha İsrail’den. Koronavirüsü “eşcinselliğe karşı ilahi ceza” olarak yorumlamış olan İsrail Sağlık Bakanı Yaakov Litzman’ın ve eşinin COVID-19 testinin sonucunun pozitif çıktığını öğreniyoruz. Elbette ki hiç kimsenin hasta olmasına insanca bir yaklaşımla “Al sana ilahi ceza!” denmez fakat ağlasam mı gülsem mi diye bu haber karşısında düşünüyor insan. 

Hal böyle olunca Fransa’nın Lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks gazetecileri derneği AJL’ in (Association des journalistes lesbiennes, gays, bi•e•s, trans et intersexes) 2019 koronavirüsünün eşcinsellere karşı nefreti pekiştirmek için bir bahane olduğunu belirttiğini görüyoruz.

Bu süreçte dernekler de haklı olarak tedbirlerini elden bırakmamışlar. Örneğin LGBTİ+’ların ailelerinin, arkadaşlarının ve sevdiklerinin cinsel yönelimini ve / veya cinsiyet kimliğini anlamalarına ve kabul etmelerine yardımcı olma amacında olan CONTACT adlı platformuna, https://www. assocontact.org/ sokağa çıkma yasağı boyunca ulaşılacağı not edilmiş. Bir şubesi de oturduğum bölge olan Strasbourg’da bulunan La Station LGBTI Alsace derneği bu günlere dair birlik mesajları vermektedir. 

Ancak Fransa’daki LGBTİ+’lara en önemli destek Bakan Marlène Schiappa’ dan. Bakanın koronavirüs yüzünden alınan karantina kararları arasında LGBTİ+’ların Onur Yürüyüşleri ile ilgili açıklama ve uyarıların olduğu, gayet nazikçe yazılmış, bir mektubu Fransız LGBT + dergisi Têtu’de 31 Mart 2020 tarihinde yayımlanmış. Marlène Schiappa LGBT+ dernekleri için yazdığı mektubunda devletin ve özellikle DILCRAH’ın (Irkçılık, Semitizm ve LGBT+ nefretine karşı mücadelede bakanlıklar arası delege) ne derece kendilerini desteklediğini, kendisinin de yapılan aktiviteleri onlarla paylaşmanın mutluluğunu duyduğunu ifade ediyor. İlerleyen satırlarda koronavirüse karşı alınan sokağa çıkma yasağı önlemlerinin nisan ayının ortasına kadar olsa da uzayabileceği ihtimali ile bazı toplantıların iptal edilmesine veya ertelenmesine yol açtığını belirtirken bu nedenle LGBT+ birliklerini, bu yıl yapılması planlanan Onur Yürüyüşü’nün ertelenmesi konusunda bir kez daha düşünmeye davet ettiği görülüyor. Mektubunda en önemli detaylardan biri, homofobinin arttığı bu yılda erteleme kararının nasıl da zor bir karar olduğunu anladığını, planlanacak organizasyona kendisinin de bu nedenle olabildiği kadar eşlik etmek istediğini ifade etmesidir. Marlène Schiappa’nın son satırlarındaki “biliniz ki onur yürüyüşü için uygun şartlar oluştuğunda devlet yine sizin yanınızda olacaktır” ifadesi de çok dikkat çekicidir. Türkiye tarafından bakacak olursak sokağa çıkma yasağı olmamasına rağmen insanlar bu felaketten kurtarmak için kendilerini karantinaya aldılar. Bu süreç haberlerine baktığımda ise Fransa’nın LGBTİ+’lar konusunda karantina sürecinin tersinde gelişmeler var. 

İlk karşıma çıkan haber “Saadet Partili Akkiraz’ın koronavirüs ifadeleri “Faiz, içki, kumar, eşcinsellik ve materyalist eğitim yasaklanmalı” diğer dünya din görevlilerinin söyleminin benzeridir. Üstelik 23 Mart 2020 tarihli komşuların, Ajda Ender’in yaşadığı dairenin sularını kestiği haberi karantinanın Türkiye’de LGBTİ+’lar için daha zor bir süreç olduğunun ispatıdır. Yine koronavirüs salgın felaketi karşısında öğrencilere nasıl daha etkili eğitim verebilirim diye düşünmesi gereken İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerini bu mücadele kapsamında evlerinde kalan çocukların gökkuşağı resmi çizmeleri rahatsız ediyor. Gerekçe olarak LGBTİ+ projesi olduğu düşüncesi öne sürülüyor.

Sonuç olarak görülen o ki insan şu an büyük bir felaketi yaşarken bile güçsüzü ezmeye, kendine fırsat yaratmaya, şiddet uygulamaya; devletler ise politika yapmaya ve savaşa devam ediyor. Sağlık ekiplerine gerekli maskeler bile alıcı ülkelere ulaşamadan başka ülkeler ya da kişiler tarafından çalınıyor. Karantina günleri kanımca dünya için çok arzuladığımız duygudaşlık kavramını pekiştiremeyeceği gibi belki de daha fazla nasıl ayakta kalabilirim kaygısını yerleştirecek. Bu durumda LGBTİ+’lar için de bir şeylerin iyi yönde gelişeceğini düşünmüyorum. Yeni bir dünya sistemi içine girdiğimiz kesin. Altan’ın dediği gibi adımız da değişir mi bilmem ama birçok şey olumsuz anlamda değişeceğe benziyor. Bana kalan ise “ Tüm kalbimle son cümlelerimden dolayı yanılmak istiyorum.” cümlesi ile bu çalışmayı sonlandırmak.