DÖŞED-20*

Oya Özgün Hazan

Sayı: 173, Sayfa: 50-51

Yağmur gibi bastırır salgınlar. Şemsiye açayım da yoluma devam edeyim diyemezsin, bir apartmanın saçak altına sığınıp kötü günlerin geçmesini beklersin. Peki, geçer mi? Geçecek mi?

Kara hayalli kuşağı beline geçiren toplumun dışsallaştırdığı bir çiftiz biz de. Gökkuşağının çocuklarıyız. Renksizliği dağıtıyoruz. Bu dağıtma meselesi soyut anlamda olmuyor sadece. Somut dünyada da yaşıyoruz. Film, kitap, müzik… Bunların dışına da taşıyor renklerimiz. Bileklik yapıyoruz, gülen suratlı kurabiyeleri güle güle yemek için güzel güzel acıkıyoruz. Çocukluk devrinden ödünç oyunlar alıp balkonsuz, televizyonsuz, internetsiz evimizde ellerimize, yüzümüze, gözümüze onları yavaş yavaş sürüyoruz. O pürtelaş dönemlerden afacan heyecanımızı alıp scrabble, jenga gibi oyunlara başvuruyoruz zaman zaman.

Tabiatıyla hastalık hiyerarşisinin olduğu zamanlar… Bizlerin “geçiş süreci” kaynaklı vurulmamız gereken iğneler, almamız gereken ilaçlar, vermemiz gereken tetkikler oluyor. Hastaneye ulaşıp ilgili işlemi yaptırmak, muayene olmak imkânsıza yakın.  Belli bir düzene uyulmadığı zaman vücut ritminin oyunbozanlık yapıp mızıkçılığını koyuverdiği süreçler aynı zamanda. Neyse ki, iğneyi üniversite hastanesi dışı halk işi dayanışmayla halledebiliyoruz. Peki ya diğerleri? Onları bekleme odasına alıyoruz birkaç gün… Iğğhhhh maalesef önümüz gösteriyor ki birkaç ay. Şimdi bunları hepsi beden geçiş sürecine giren herkesin rutini olan konular. Peki ya tüm insanların yaşadığı türden hastalıklar olursa ne yapacağız? Ammannn! Sevgili güzel aziz bedencağazım ne me lazım, biraz elma biraz kereviz yemek almak lazım deyip kendisini gerekli sebze, meyve ve sıvı gıdayla donatıyoruz. Bizler çok farklı(!) insanlar olduğumuz için yaşayamadığımız el bebek gül bebek yaşam stilini metabolizmamıza yaşatıyoruz bir nevi.

Bizi kötü günlerden koruması adına bağışıklığımıza yatırım yapıyoruz. Yatırım da yatırım ha babam de babam… Hatta durum o kadar seçkin bir hale geliyor ki su faturalarımızı, elektrik faturamızı, doğalgazzz faturamızı(bu kısımda sayın yazar doğalgaz gibi gaza gelmiştir ve tüple ocak çalıştırdıklarını, elektrikli sobayla ısındıklarını unutmuştur) rahatlıkla yatırır hale gelir olmuşuz. Allaaaah yeme de yanında… Ehh, kadar uzun boylu değil. Tamam, 25 kuruşluk poşeti almasak da acaba şampuanları ev hırsızları gibi belimize mi sıkıştırsak öyle ayrılsak diye ikilem yaşıyoruz ama. Konu ev kirasına geldi mi aynı devrimci tavrı gösteremiyoruz. Kiracının karşısına geçip “bak ev sahibi kardeş bugüne bugün depozitoya halel getirecek en ufak kasti davranışımızı gördün mü, halı silkeledik de alt kattakini halıdan çıkan havlarla rahatsız ettik mi?”(Bak yine hayyatttta olmayacak bir durumdan bahis açıldı. Yok, kardeşim yok aaa alt katta biri daha yok! En alt katta zaten oturan bu yazıyı hazırlayan şahıslar. Hem dışarı bile çıkaramaz. Halısını bırak, elini bile çıkaramaz pencere pervazına doğru. Çünkü koccaman sineklik ve sonrasında demir parmaklık var.) diyesim geliyor ama olmuyor. İkilemde kalmıyoruz. Zorunlu seçmeli dersler gibi. Seç hakkını ama elimizde tek seçmeli ders var demek gibi. Tek seçenek ödemek ödemek ödemek. Neyse ayy bu kısmı geçelim amma terledim bu kısımları okuyan sevgili okur. 

Canımız ciğerimiz sağlık çalışanları için bu aralar her akşam 21:00’da alkışlı destek eylemi başladı. Risk altında canhıraş bir şekilde çalışan bu emekçiler için ne kadar destek gösterisi yapsak az. Peki, biraz da kendimizi göstersek ne çıkar? Biz başlıyoruz yaya şaşaşa dönmespor çok yaşa diye tezahürat yapmaya, sonrasında çıkarıyoruz gökkuşağı bayrağını dalgala anam dalgala, ta ki kolun yorulana dek. Her yerde bir zıpırlık her yerde bir toplum düzenine mugayir davranışlar, hep bir anarşistlik… Al bunları komiserim. Al al al…  İşi iyice eğlenceye döküp tencere tava sesinden roman havası çıkarma denemeleri. Ya buna ne demeli? Nerede kanıtın amma da sıktın bee diyebilirsiniz, haklısınız. Bu dönemi belgeleyecek bir belgeseldeki trajikomik sahne bile olabilirdi ama gerekli ekipman yok anacığım. Şimdilik benden duyun. Ama başka bir yere aktarırken geleneksel dedikodu ritüeline dönmesin. Amman bacım.  “Yasaklı renkler sallayan bir grup var burada sayın büyüğüm, ideolojik halay çekiyorlar” gibi evrilmesin.  “Elf gözlerin neler görüyor legolas” demeyelim sonra... Bak bozuşuruz.

* Korona’nın kısaltması var da(Corona Virus Disease 2019) bizim yazımızın başlığının kısaltması olmuş çok mu gördün? Dönme Şenlikleri Dayanışması 2020. Tamam kısaltması Artvin Karandağ Köylüleri Yaşatma Ve Yardımlaşma Derneği’nden hallice ama olsun bacım idare et.