Maskeyi Önce Kendinize Takın

Seyhan Arman

Sayı: 173, Sayfa: 52-55

‘’Neden bu kadar çok çalışıyorsun?’’ Bu sezon duyduğum ve artık ikrah gelen cümle bu olsa gerek. Arkadaşlarımdan tutun, hiç tanımadığım takipçilerime kadar herkes bunu sordu bana. Hemen hemen hepsine ‘Seviyorum’ dedim. Evet, onlar inanmasa da işimi sevdiğim, sahnede olmaktan mutlu olduğum için çalışıyorum. Hem de çok çalışıyorum. Belki eski kafalılıkta vardır ‘Akarken doldurmak’’ veya ‘Tercih ediliyorken’ tadını çıkartmak da olabilir sebebi bilmiyorum. Çünkü bunun üzerine o kadar düşünmedim aslında. Ben hariç herkes düşündü ama ben düşünmedim. Benim için çok çalışmamın bariz iki sebebi vardı; birincisi yaptığım bir yatırım sebebi ile yüklü miktarda borçlanmış olmak ve borçlu olmaktan hiç hazzetmemek. İkincisi de tercih ediliyor olmak. Evet, Matmazel Coco performansı yapmaya başladığımdan beri geçirdiğim en yoğun sezonumdu diyebilirim. Bir gecede 4 mekânda çıktığım da oldu, haftanın 7 günü sahnede olduğum da. Üstelik ben hiç böyle planlamamıştım.

Sen başka planlar yaparken, hayat bambaşka planlar yapabiliyor; malum gündemimiz Korona gibi. Benim de birçoğumuz gibi gün bulup gün yaşadığım zamanlar oldu ama genelde hep yarını da düşünürüm. ‘Da’ diyorum çünkü sadece yarını değil, yaşadığım zamanı da düşünüyorum. Şöyle ki, sadece bugün varmış gibi tadını çıkartarak yaşasam da hep yarının olacağı bilincindeyim. Genelde yakın çevreme söylediğim bir şey var: Biz lubunyayız hayatım neler olacak belli olmaz. Ufacık bir sebepten işimizden olabiliriz. Yıllar önce Bülent Ersoy’a gelen sahne yasağı gibi veya yaşlansak huzur evi bile kabul etmeyebilir. Bu sebeple bugünü yaşarken yarını da düşünmeliyiz. Tabii genelde akranlarım tarafından çok umursanmasa da beni bugün evde rahat rahat karantinaya sokan bu düşüncem oldu. Kim derdi ki yakın gelecekte dünya pandemi ilan edecek ve sokağa bile çıkamayacağız. Bunlar hep çok uzak ihtimaller yâda bilim kurgu filmlerinin yıl 2250 başlıklı konuları diye düşünürdük. Ama bakın geldi çattı büyük bir kâbus. Evlerimize kapanmamız mı dersin? İşsiz kalmamız mı? Canımızın derdine düşmemiz mi? Belirsizlik mi? Neresinden tutarsan tut sorunlu bir zaman. Umarım en az hasarla atlatacağız bu günleri.

‘’Maskeyi önce kendine tak’’

Bu cümle çoğu yerde hayatımı kurtaran cümledir mesela. Hani uçaklarda anons yapılır ve çocuğunuzdan önce kendinize takın maskeyi derler ya, o cümle. İlk zamanlar sebebini çok düşünmüştüm, hâlbuki çok basit: sen hayatta kalmazsan bir başkasına yardım edemezsin. O yüzden önce kendini yaşat. Uçakta değil ama gerçek hayatta biraz bencillik gibi gelse de çok inandığım ve mümkün olduğu kadar uygulamaya çalıştığım bir yöntem. Korona sebebi ile evlere kapanma zamanlarımızda da uyguladığım şey bu. En son 11 Mart’ta sahneye çıktım ve o gün itibari ile işler iptal olmaya başladı. Önce hafta sonu olan tüm sahnelerim, sonra hafta için olan sahnelerim iptal oldu. Sabit işlerin yanında avansı alınmış, uçağı, oteli ayarlanmış ekstra işler de ertelenmeye başlayınca olayın ciddiyetini anladım ve hemen eve kapandım. 

İlk başta tedbir amaçlı eşeğimi sağlam kazığa bağlamak için çıkmadım evden ama dünyadan da karantina haberleri gelince, özellikle Broadway showları iptal edilince tehlike çanlarımı çalmaya başladım. 

Toplu alışverişler dışında (şu ana kadar 3 defa) evden çıkmadım, misafir kabul etmedim ve dışarıdan yemek söylemedim. Önce bildiğim daha basit yemeklerle başladım. Zaten tanıyanlar bilir evle, mutfakla, temizlikle alakam pek yoktur. Günler geçtikçe tariflerle zor ve meşakkatli yemekleri yapmaya ve bundan zevk almaya başladım. Bildiğin ‘’Ev hanımı’’ oldum bile. Belki de tek odaklandığım şey yemek yapmak oldu. Ne dizi izlemeye odaklanabiliyorum ne bir şeyler okumaya ne de zaman bulur bulmaz son haline getirmeye çalıştığım yazılmış metinlerimi düzenlemeye. Resmen bir yandan dizi izlerken, bir yandan bir şeyler yiyor ve bir yandan telefonda oyun oynuyorum. Tek başına oyun oynamak yetmiyor bir arkadaşımla telefonda uzun uzun, saçma salak muhabbetler ediyorum. Tek başına dizi/film yetmiyor sosyal medyada dolaşıyorum. Yani elimde olmayan sebeplerden odaklanamıyorum. 

Hâlbuki yapım gereği ortama adapte olan bir savunma mekanizmam var. Neden eve kapandık, üf çok sıkıldım vs moduna geçmeden hemen durumu kabul edip o anki şartların en iyisini kurmaya çalışır ve oluşan ortamı kabule geçerim. Gerçi aynen böyle oldu. Ortama, evde kalmaya, kimse ile görüşmemeye, eldiven ve maske olmadan ve mecbur değilsem dışarı çıkmamaya hemen adapte oldum. Ama gel gör ki odaklanamıyorum. 

Hâlbuki bu kadar yoğun geçen bir sezon sonrası evde kalıp yapmak istediklerimi yapmak bir fırsat, nur nimet olmalı benim için ama olmuyor. Demek ki bu pandeminin bendeki psikolojik tezahürü de bu.

‘’3 Ay ödemesiz banka kredisi’’

Şimdi diyeceksiniz ki yahu bu kadar çalıştın bütün sezon, para ne oldu? Mezara götürmeyeceğim elbette. Az önce söylediğim gibi borç takıntısı olan birisi olarak ödemeyi planladığım zamanın yarısından az zamanda borcumu bitirdim. Meblağ yüksek olunca ve tüm paramı oraya yatırınca hazırlıksız yakalandım tabii. 

Gerçi keyfine de düşkün birisi olarak borç biter bitmez bankaya güzel bir Amerika seyahati için para atmıştım. Tabii madem borcum bitti azıcık rahatlayayım, isteklerime odaklanayım diye gidip pahalı da bir telefon aldım. Ben tam telefonu aldım İdlib’ten şehit haberleri geldi ve 8 Mart dâhil tüm ekstralarım ve o haftaki işlerim iptal oldu. İptal edilmek istenen tüm işleri bedelsiz iptal etmeyi kabul ettim. Normalde ok’lanmış ekstralarda ‘’no show’’ yazarım ve paramı talep ederim ki camiada bu bilindiği için öderler. Ama böyle bir olay olmuş, gencecik çocuklar ölmüş, kazanacağımız üç beş kuruşun lafı olmamalı. 

Zaten bu olaylar soğumaya başladı derken de Korona olayı çıktı sahneye. Koronanın sahneye çıkması ile tabii ilk önce biz indik sahneden. E ödenmesi gereken yeni telefon bedeli, o ayki kredi kartı, benimle çalışan ekip arkadaşlarımın maaşları derken mecbur Amerika tatili parasını harcamak durumunda kaldım. 

Önce bir iki hafta sürer diye düşünüyordum ama iş ciddiye binince ve biz lubunyayız ilk göze biz batarız, aç kalırım diye düşünüp 3 ay ödemesiz kredi çektim. Aslında o zaman kredi çekmeye çok ihtiyacım yoktu ama belirsizlik ve parasız kalma korkusu sebebi ile çektim. Nede olsa yangında ilk kurtarılacaklar listesinde değiliz. Şimdi baktığım noktadan iyi ki çekmişim diyorum. Çünkü bu kadar belirsizlik içinde bir de maddi sorunla baş etmeye çalışmak ve bunun bunalımını yaşamak istemedim. Yani bulduğum ilk oksijen maskesini hemen kendime taktım.

‘’Ne durumdayım? Ne yapacağım?’’

Aslında bunları pek düşünmemeye çalışıyorum. Kendimi en kötüsüne hazırlıyorum ve açıkçası kabul ettim bile. Yani kötü ihtimalle aylarca çalışamayacağım, en kötü ihtimalle hastalık daha da kötü olacak ve pencereden bakmaya korkar olacağım. İyi ihtimaller olursa, yani bir ay içerisinde yavaş yavaş normale dönmeye başlarsak en azından geçinebilecek kadar çalışabilirim diye düşünüyorum. Ama ya kötü veya en kötü ihtimaller olursa? Onu da o zaman düşünmeye karar verdim. Şimdiden bir yıl çalışamayacağım, sokağa çıkamayacağım diye düşünmek ve psikolojimi bozmak yerine erteledim. 

Şu an daha kısa vadeli düşünüyorum. En son var olan büyük sorunum domatesti mesela. Yarım kilo alsam hemen bitiyor, bir kilo alsam çürüyor. Uzun süre dışarı çıkmadığım için de domates olmuyor ve yemek yapamıyorum. Neyse ki sokaktan üç kilosu on liraya domates satan seyyar satıcı geçti de altı kilo alıp bir kısmını yemeklik, bir kısmını da rendeleyip çiğ olarak buzdolabına attım. Komiklik olsun diye söylemiyorum; cidden son birkaç gündeki en büyük problemim buydu. Şimdi bu konuda rahatladım. En kötü ihtimalle domatesli bulgur pilavı yapar yerim. Şimdi diyeceksiniz ki insanlar ölüyor, virüs her yerde, çoğu insan işsiz kaldı, gelecek kaygısı başa bela, psikolojiler bozuldu ve senin derdin bu mu? 

Evet bu! Tam olarak size de tavsiye ettiğim bu aslında. Şartlarınızı kabul edin. Standartta olması gerekeni, olmasını hayal ettiğinizi düşünüp neden bu haldeyim diye düşünmeyin. Önce şartları kabul edin ve ilk etapta yaşamaya çalışın. En önemli şey sağlık. Dışarıya çıkmayın. Tabii mecbur değilseniz, çalışmıyorsanız. Çıkmanız gerekiyorsa dalgaya almayın ve korunun. Pandemi olduğunu idrak edip ciddiye alır ve ona göre davranırsanız geriye tek sorun kalıyor aç kalmamak. Bunun için de domatesleri buzluğa atmaya ihtiyacınız var. Eğer onu da yaptıysanız ve konsantre olabiliyorsanız oturun dizi izleyin, kitap okuyun, telefonda oyun oynayın. Yani hiçbir şey yapmayıp öylece durmaya çalışın.

Eğer bir süre daha idare edecek paranız varsa boş vermeyin ama altı ay sonrasına odaklanmayın. Elbette altı ay sürerse ne yaparım diye düşünün ama kafayı yemeyin. Maskeyi altı ay sonrasına takarsanız bugününüz ne yapacak bunu düşünün. Amerika tatil paramı bozdurdum, borcumu bitirdim, kredi çektim diye çok rahatım zannetmeyin. Sonuçta soyadım Sabancı değil! Elbette bu durum uzarsa benim için de büyük sıkıntılar kapıda ama ya uzamazsa? Hiç kimse bilmiyor çünkü. 

Şimdiden en kötü senaryoları düşünüp komplo teorileri üretmeyin. Virüsü devletler savaşmak için mi üretti, kapitalistler ilaç satmak için mi yaptı, bilmem ne ailesi dünyayı yönetmek için mi yaptı şahsen beni ilgilendirmiyor. İlgilendirmiyor çünkü müdahale etme şansım yok. Yok, o kadar büyük oyunlar değil de gerçekten olabilmesi muhtemel bir hastalıksa da yapabileceğim tek şey var korunmak. 

Felaket senaryoları düşünüp, kafayı üşütmeye hiç niyetim yok. Benden daha tuzu kuru olanlara kurulmaya da ihtiyacım yok. İnsanlar çöpten ekmek topluyor, çalışabilmek için sokakta ceza yemeye razı oluyor, sağlık personeli canının derdine düşmüşken benim evde sıkıldım demeye de, işlerim iptal oldu demeye de hakkım yok diye düşünüyorum. Çok şükür ki şu anda buzluğa atacak domates almakla ilgili derdim var sadece. Bir ay sonra ne olur bilemem, altı ay sonra aç kalırsam da onu o zaman değerlendiririm.

Ben hem sağlığımı hem de aklımı korumak için maskeyi kendime taktım. Şimdi ikinci maskeyi bulup elimin uzandığına takma zamanı.

İkinci ve Üçüncü Fotoğraflar: Mert Ay

Saç: Dilek Kutsal

Makyaj: Dilek Çakır

Kuaför:  7 Nişantaşı