Senin Hikâyen Ne?

Aslı Ceren Aslan

Sayı: 175, Sayfa: 51

Kaos GL Dergisi’nin biseksüel+ dosyasındaki “Senin Hikâyen Ne?” köşesi için Aslı Ceren Aslan Kaos GL okuyucularıyla hikayesini paylaştı.

**

İlla bir kadınla cinsel deneyimim olmalı mıydı, duygusal etkilenme yeterli miydi, hetero ilişkilerim dolayısıyla ben hetero muydum, erkeklerden cidden etkileniyor muydum yoksa bu öğretilmişlikler ile mi alakalıydı? Neden daha laçovari kadınlar ya da zırıl erkekler beni etkiliyordu? Kafamda bu ve benzeri binlerce soruyla 5 yılımı geçirdim. Ve benim hikayem de böyle başladı. Rüştümün ispatı için (!) bir kadınla koli yapma zorunluluğu hissettiğim zamanlar oldu diyebilirim. Hâlâ bir kadınla beraber olmadığım zamanlarda “Geçici bir heves miydi?” diye insanların kafasında soru işareti oluştuğunu görebiliyorum. Evet, bunlar hep bifobi falan filan…

Hayatının 25 senesini heteroseksüel olduğunu sanan, son beş senesinde kendini keşfetmeye başlayan biri olarak yazıyorum. Aman, geç olsun güç olmasın! Gerçi neye göre, kime göre güç değil! Nefret söylemlerinin bu denli arşa çıktığı günlerde lubunya olduğunu keşfetmek güç değil mi? Şansımdır ki çevremdeki tüm arkadaşlarım beni destekleyen, kafamdaki soru işaretlerini tereddüde düşmeden tartışabileceğim kişiler. Bifobik yaklaşımlarla karşılaşmıyor muyum, çoğu zaman evet! Ama bu yaklaşımları aşmaya çalışan bir tablonun olması iyi hissettiriyor kesinlikle. Cinsiyet normlarına sığmayan kişilerden duygusal/cinsel olarak etkilendiğimi keşfettiğimde kendimi tanımlama zorunluluğu ile karşı karşıyaydım bu kez de. Hâlâ da bu zorunluluk karşıma çıkıyor. Kendimi bir şemsiye altında tanımlamak zorunda olmak zorluyor. Ama “biseksüel” kavramı mevcut yönelimimi açıklıyor gibi.

Yine de öğretilmişliklerden, kalıplardan çıkmak istemek… Cinselliğim ve duygularıma hükmeden her kalıptan sıyrılmak… Tam olarak istediğim şey bu sanırım. Kendimi herhangi bir tanıma sığdırmak istemiyorum esasında.

İçsel tartışmalarım devam ediyor elbette… Ne istediğimi-istemediğimi tartışırken kendimle bir ilişkiye dair, bunda karşımdaki kişinin cinsiyetinden bağımsız bir iç kavga hali hâkim. Herkesi severken birinde “özel” kıldığım sevginin, duygusal açıdan tatmin ediciliği, yaşamı birlikte üretebilme haliyle alakalı sanırım. Üreme gibi teknik bir konu ile sınırlandırılmış aşklara karşılık; eşit, özgür, cinsiyetsiz bir dünyayı üretmeyi önüne koyan bir aşk daha çekici geliyor. Heteronormativizm ve ataerkinin gölgesinde kalıp onunla kavga etmeyen bir aşk, tutsaklık değil de nedir?

Aşkı özgür kılacağımız günler için herkese bol kolili günler diliyorum :)