Mars Kolonisi Sapiens Beyannamesi

Evrim Demirtaş

Sayı: 177, Sayfa: 57,58

Tarih kadar eskidir anlattıklarımız, mücadelemiz, eşitlik ve adalet talebimiz. Kimi zaman eşitlik isteyenlerin kendisi ayrımcılıkla karşılaştı, damgalandı, terörist ilan edildi, kimi zaman öldürüldü. Bıkmadan devam ettik haklarımızı istemeye, direndik, empati istedik. Beş duyu organıyla bile insan olduğumuzu algılayamayanlara marjinal değil insan olduğumuzu anlatmaya çalıştık. Taleplerimiz hiçbir zaman boğazda yalı, spor bir araba olmadı, onurlu ve şerefli yaşam hakkımıza saygıydı. Haklarımızı emanet ettiğimiz devlet/lere ve eşit olduğumuz insanlara bunun bir hak olduğunu tekrar hatırlattık, bunları geri almanın lütuf olmadığını anlattık ama bugün baktığımızda “herkesin” anlamının “herkes”, “hiç kimsenin” anlamının da “hiç kimse” olmadığını fark ettik.

Raporlarla, makalelerle, basın açıklamalarıyla aktardığımız tarih kadar eski olan sözlerimizi bu sefer de George Orwell’ın Hayvan Çiftliği kitabına selam vererek masal tadında anlatalım. Ne gerçek ne yalan; ne rüya ne hayat… Gerçeklik gözünün önünde de yaşansa bazı insanlar görmez.

Belki aynısını ortak bir kabusta görür ve uyanırız.

***

Lone Kusk’ın önderliğinde Dünya’dan kaçarak Mars’ta koloni kuran insanların torunları, onlarca yıl sonra atalarının topraklarını ve o topraklarda yaşayan diğer homo sapiensleri merak etmeye başlamışlar. Bunu fark eden bazı kişiler, koloninin tüm eşit ve adil yasalarına rağmen kapitalistleşmenin bir yolunu bulmuş; seyahat acenteleri üstünden dünyanın reklamı yapılmaya başlanmış. Bu seyahat acenteleri dört yana saçmış süslü püslü broşür ve afişleri... Afişlerde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin çevirisinden, adalet ve özgürlük teminatlarına bir sürü metin bir sürü cümle yer almış, okuyan herkeste ilgi uyandırmış. Hatta Mars’ta koloni kurmanın adil olmadığı, dünyanın sömürülerek kurulduğu fikrine inanan “marjinal” gruplar ‘Dünyada Yaşam Dünyaya Geri Dönüş’ adlı kampanyalar bile başlatmış.

Oldukça iyi niyetli bir ceviz ağacının, meyvesinin kuruyunca demir kırıcılarla parçalanarak yenileceğini bilmeden yeşilini mavi göğe uzatması gibi… Papatyalarla çevrili evlerinin içindeki “marjinaller” yerine, pastanın kremasını dondurup evlerine kaldırım taşı yaptırabilenler gidebilmiş dünyaya, atom parçalandığında dünyayı yeşillendirmek yerine yeşilleri küle boyayan ataları gibi, yaşayacakları şokun farkında olmadan…

Dünyaya adım atıldıktan sonra, sokakta aynı kıyafeti giyen, üç beş insandan başka kimseler yokmuş, onların da yüzlerindeki bezden yapılma maskeler göze çarpan tek şeymiş. Mars’ta yaşayanlar önce anlam verememiş, oksijen ihtiyacı için desen arkada tüp yok, salgın hastalık var desen ağızlarında sadece bezden yapılma maske…

Süslü kampanya cümlelerine, bir dolu insan hakları bildirilerine heyecanlanarak geldikleri atalarının gezegeninde salgın bir hastalık olduğunu kısa sürede öğrenmişler. Geçirdikleri her bir saniyede ise, o süslü hukuk metinlerinin, havalı sözleşmelerinin günlük hayatta karşılık bulmadığını, dünyadaki gerçekliğin ütopik hayallerinden fazlaca farklı olduğunu anlamışlar.

Tüm bu düşüncelerle zaman ilerlerken, bu topraklarda adaletsizliklerin, ayrımcılığın, eşitsizliğin diz boyu olduğunu karşılaştıkları bir aktivist başlamış anlatmaya:

 

“Birçok konuda olduğu gibi eşitsizliklerden biri de seks işçilerinin yaşamlarına dair. Duymak ister misiniz?

Dünyadaki emek biçimlerinden yalnızca bir tanesi olan seks işçiliğinin ve bu işi yapan seks işçilerinin çalışma alanları kapatıldı, başka bir geçim kaynağı olmayan işçiler kendi kaderlerine terk edilerek, ne varlıkları ne de yaşadıkları sorunlar gündeme gelebildi. Pandemi öncesinde de birbirinden farklı sorun ve şiddetle tek başlarına mücadele etmek zorunda olan seks işçilerinin birçoğu sorunlarına çözüm bulamayan bu sistemden uzaklaşarak, çetelere sığınmak zorunda kaldı, eskisinden de daha zor şartlarda şiddetin merkezinde yaşamaya devam etti.

Gelen gideni aratır derler ya… Seks işçiliğini kapsayan mevzuatı eleştiren, her fırsatta herkes için eşitlik ve adalet talebi olan aktivist hukukçular, değil geneleve giriş şartlarının cinsiyetçiliğinden, genelevde çalışma biçimlerinin insan haklarına aykırı olduğunu eleştiremez oldu. Markette sakız paketlerinin yanında üç beş liraya satılan kondomlara dahi erişemeyecek hale gelen seks işçilerinin, dünyada en ötekileştirilmiş gruplar arasında yer aldıklarını bile bir avuç insan dışında kimse fark edemedi. O bir avuç insan da kendi dertlerine yöneldi, ses çıkarmak isteyenler olsa da baskı ve şiddet tehditlerinden korktu. Şiddet sarmalının biçimlerini sayarken bedenleri üstünden plastik cerrahi mağdurlarının yaşadıkları her zaman görmezden gelindi.

Yüzyıllar öncesinden bu yana, seks işçiliği işçilik mi kadın bedeninin sömürüsü mü tartışmaları hâlâ devam ederken seks işçisi erkekler de işçilik emekleriyle para kazanmaya ve yaşamda kalmaya devam etmek zorunda kaldı. Sömüren meslek mi, önyargı mı, kanunlar ya da uygulaması mı kimse sormaya bile cüret edemezken pandemi koşullarında ayrımcılık, damgalama ve nefret arttı. Konuşması gerekenler, bu konuda konuşmak zorunda olanlar sessizliğe gömüldü. İnsan konulu şarkılar ise, tezat bu ya, daha çok dinlenmeye başlandı.

Yevmiye usulüne göre günlük çalışan işçi adaletsizliğine sessiz kalanlar, rızaya dayalı bir meslek biçimini ahlaksızlık olarak nitelendirmeye, işçileri de damgalamaya devam ederken, ikiyüzlü bilimsellikten uzak ahlaki bakış açılarına kadın onuru demeye devam ettiler.  

Komşum açken uyuyamayız diyen ağızlar kapanmış olmalı ki, UNAIDS’in direktörü Winnie Byanyima, "Afrika?da başkalarına verilen gıda desteğinin seks işçilerine sağlanmadığını görüyoruz.” dedi. Cinsel sağlıklarını bile düşünecek durumda olamayan işçilerin antiviral ilaçlara erişim talepleri bir yana, ilaçları yutmadan önce yemeleri gereken ekmeklere erişim bile zordu. Google haritalarda çıkmayan adreslere sürüklenen seks işçileri kaderlerine terk edildi.

Bakmak zorunda oldukları aileleri de vardı seks işçilerinin. Eşya değillerdi, işçilik ve emek hakları olan, korunmak zorunda olan insanlardı. İnsanlık onuru tartışması emek biçimlerine yöneltilmemeli, mecbur bırakıldıkları şartlar açısından yapılmalıydı.

Sonra bir cüce en uzağa fırlatıldı ve insanlık onuru zarar gördü(!)” 

Dünya’dan Mars’a

Duyduklarının ardından panikle uzay gemilerine binen Koloni sakinleri, dünya ile irtibatlarını kesmek için tüm radyo frekanslarını kapatma kararı almışlar. Koloniye döndüklerinde meraklı gözlere sadece;

“Herkes herkes demek değil, hiç kimse de hiç kimse demek değilmiş” diyerek Mars Kolonisi Sappiens Beyannamesini başlamışlar hazırlamaya.

Sonra sert bir rüzgâr ve Dünyada Armegedon…